Tek İleti Göster
Eski 28.07.2007   #6 (permalink)
CoolmanJr
Ziyaretçi
 
Mesajlar: n/a
Varsayılan


15 Temmuz 1974 Darbesi

Kıbrıs’ta nihai amaç ENOSİS’ti, ama bunun kimin tarafından ve hangi yoldan gerçekleştirileceği konusunda Makarios’la Cunta birbirlerine düşmüşlerdir. Makaryos’un Cunta lideri General Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz 1974 tarihli meşhur mektubu, bardağı taşıran son damla olmuştur. Yunan Cuntası’nın 15 Temmuz’da başlattığı darbe pek çok Rum ve Yunanlının hayatını kaybetmesine neden oldu. Makarios’u destekleyen AKEL ve EDEK’çiler katledilerek iktidar’a el konuldu ve geçici bir süre için Türk kasabı olarak bilinen Nicos Samson Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Bu arada Makarios Cuntacılardan kurtulup, durumu görüşmek üzere 19 Temmuz 1974’te BM Güvenlik Konseyi’nde konuşma yapmak üzere New York’a gitti. Bu konuşmasında Makarios, EOKA-B’yi terörist örgüt olarak niteleyerek, bunu Yunanistan’ın yönettiğini ve Kıbrıs’ta darbe yaparak adayı işgale yeltendiğini resmen açıkladı.



Binlerce Rum’un kendi ırkdaşları tarafından insafsızca öldürüldüğü ve Kıbrıs Türklerinin de can ve mallarına zarar verildiği darbe, ancak Türkiye’nin 1960 Garanti Antlaşmasından kaynaklanan hak ve görevlerini yerine getirerek gerçekleştirdiği Türk Barış Harekâtı ile bir son bulmuştur.

20 Temmuz 1974 Mutlu Barış Harekatı
Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan koalisyon hükümeti, adadaki Yunan işgalini önlemek amacı ile müdahaleye karar verdikten sonra, diğer bir garantör devlet olan İngiltere ile birlikte müdahale etmek amacıyla görüşme yapmak için, 16 Temmuz 1974’te İngiltere’ye gitti. Yapılan görüşmeler sonucu İngiltere’nin ortak müdahale’ye yanaşmayacağı anlaşıldı.

Bunun üzerine Türkiye hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’ndan kaynaklanan tek yanlı müdahale hakkını kullanarak 20 Temmuz 1974’te Mutlu Barış Harekatını gerçekleştirdi. Türk Barış Harekâtı, Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasını engelleyerek adanın bağımsızlığını korumuş, Kıbrıs Türklerini topluca imhadan kurtarmış ve Kıbrıs sorununun gerekçi, hakça ve kalıcı bir çözüme ulaştırılması için gerekli siyasi ve coğrafi zemini oluşturmuştur.

Türkiye’nin 1974 yılında adaya gerçekleştirmiş olduğu müdahalenin, uluslararası anlaşmalardan kaynaklanan yasal bir zemine dayandığı ve “işgal” olarak kesinlikle tanımlanamayacağı gerek Avrupa Konseyi’nin 29 Temmuz 1974 tarih ve 573 sayılı kararı, gerekse de Atina Temyiz Mahkemesi’nin 21 Mart 1979 tarihinde aldığı 2658/79 sayılı kararla tescil edilmiştir.

Avrupa Konseyi 573 sayılı kararının 3. maddesinde;
“... Adada diplomatik yollardan bir anlaşmaya varılamamasından dolayı, Türk Hükümeti 1960 Garanti Antlaşması’nın 4. maddesine göre müdahale hakkını kullandı” denmektedir.
Atina Temyiz Mahkemesi ise karında;
“Türkiye’nin Zürih ve Londra Anlaşması çerçevesinde garantör devlet olarak Kıbrıs’a müdahalesi yasaldır. Asıl sorumlu, haklarında dava açılan Yunanlı Subaylardır” demektedir.

Kıbrıs Türk Federe Devleti
Rum-Yunan darbesi ve bunun sebebiyet verdiği olayları izleyen aylarda Cenevre Konferansı yapılmış ve bu Konferans’ta Kıbrıs’ta fiilen iki ayrı özerk idarenin bulunduğunu üç Garantör ülke olan Türkiye, Yunanistan ve İngiltere tarafından kabul edilmiştir. Ancak 1974’te kurulan ve Cenevre Deklarasyonu’nda varlığı te'yid edilen Otonon Kıbrıs Türk Yönetimi, Rumlarca 11 yıl devletsiz bırakılan Kıbrıs Türklerinin ihtiyaçlarını karşılamaya yeterli değildi. Yeni doğan özgürlük ortamında Kıbrıs Türkleri’nin politik, ekonomik, sosyal ve idari ihtiyaçlarını karşılamak ve Kıbrıs’ta ileride kurulacak iki kesimli federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti’ne zemin hazırlamak için Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti olarak yeniden düzenledi.

1975’te kurulan Kıbrıs Türk Federe Devleti, 1963’te Kıbrıs Türklerinin idare dışına atılmaları ile başlayan ve önce “Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi” şeklinde gelişen bir sürecin sonunda ortaya çıkmıştır.
  Alıntı yaparak cevapla