2008 Ramazan Özel Bölümü

Geri Dön   Forum Ti > Kültür Sanat > Tarih > Atatürk
Üye Ol Bloglar Üye Listesi Takvim Forumları Okundu İşaretle

Cevap
 
Konu Araçları
Eski 24.06.2007   #11 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

MİLLET ADAMIYDI
Milli mücadelenin buhranlı günlerinde, Ankara civarında yaptığı bir gezintiden dönerken, yolda sarıklı bir hocaya rast gelmişti. Konuşurken, üstlerinden geçen uçağı göstererek, sordu :
- Hocam, bu uçak nasıl uçuyor?
- Ne bileyim ben?... Öğretmediler ki bize?
- Peki, sen ne bilirsin?"
- Ne mi bilirim? Bu uçağa bin dersin, binerim, oradan kendini aşağı at, dersin atarım... İşte ben bunu bildirdim ama, bunu da senden öğrendim, paşam !
Mustafa kemal, bu söz üzerine,
- Var ol hocam!... Ama, şunu da bil ki, bende senin gibiyim... Bende, milletin hiç bir arzusunu, hiç bir isteğini, hayatım pahasına da olsa, yapmamazlık edemem!..."
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #12 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

HALK İSTERSE BENİ DE KOVAR !
1935 senesinde idi. Atatürk’ün Çanakkale’ye geleceği rivayetleri dolaşıyordu.
O zamanlar dünyanın bazı yerlerinde olduğu gibi, memleketimizin de bazı bölgelerinde Yahudiler aleyhinde bir hareket ve ayaklanma baş göstermişti. Bu hal karşısında bütün Museviler mallarını, mülklerini satarak yolculuğa hazırlanıyorlardı. Bunlar, o zaman rivayet olunduğuna göre Filistin’e gitmek istiyorlardı.
İşte bu sıralarda "Atatürk Çanakkale’ye geliyor"dediler. Çok sevindim. Çünkü Atatürk’ü hiç görmemiştim. Heyecanla Atatürk’ün geleceği Balıkesir caddesine dikildim. Bu esnada yanımda bulunan birkaç Yahudinin fısıltı ile pek hararetli olarak konuştuklarını gördüm. Alakadar olmağa vakit kalmadan karşıdan birkaç otomobil göründü."Atatürk geliyor" sözü yeniden ağızdan ağıza dolaştı. Halkın "yaşa, varol!" nidaları arasında Atatürk otomobilinden indi. Alkışlar devam ediyor, o da halkın arasında ilerliyordu. Garip bir tesadüf ve talih eseri olarak Atatürk bizim önümüze gelince hafif bir duraklama yaptı. Halka bakıyor ve kalabalığı selamlıyordu. Tam bu esnada yanımda bulunan ve biraz evvel fısıltı halinde, fakat hareketli konuşan Yahudilerden biri, ileriye doğru yürüdü ve Ata'nın önüne atıldı. Muhafızlar mani olmak istedi. Atatürk:
- Bırakın gelsin! dedi.
Bu Musevi vatandaş, Atatürk'ün önünde ellerini açtı, omuzlarını yukarıya kaldırarak:
- Paşam bizi kovuyorlar. Biz ne yapacağız? dedi.
Atatürk bu şekilde önüne atılan bu adamın ne demek istediğini ve kim olduğunu derhal anlamıştı. Buna rağmen sordu:
- Sen kimsin?
- Ben paşam, Çanakkale Musevileri'nden Avram Palto.
- Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle? dedi.
Bu Musevi vatandaş durakladı, şaşaladı. Biraz sonra kendini toparlayarak cevap verdi:
- Hayır paşam, halk kovuyor.
Atatürk, bu adamın yüzüne dikkatle baktı, gülümsedi ve:
- Halk isterse beni de kovar, dedi ve yürüdü.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #13 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

HERKESİN MİLLETE İNANMASINI İSTERDİ
Zaferi müteakip yaptığı seyahatte Samsun'a da uğramış, orada öğretmenlerle görüşüyordu.
Öğretmenler adını konuşanların, kendisi hakkında çok sitayişkarane sözler söyleyişlerini, sükunetle dinledikten sonra , onlara şu cevabı vermişti:
- Vatandaşınız olan herhangi bir şahsı, istediğiniz gibi sevebilirsiniz. Kardeşiniz gibi, arkadaşınız gibi, babanız gibi, evladınız gibi, sevgiliniz gibi sevebilirsiniz! Fakat bu sevgi, sizi milli varlığınızı, bütün muhabbetlerinize rağmen herhangi bir şahsa, herhangi bir sevdiğinize vermenize sebep olmamalıdır. Bunun aksine hareket kadar büyük hata olmaz. Ben ancak vazifemi yaptım. Bana, bu ilhamı ve kudreti nereden aldığımı soruyorsunuz. cevap olarak diyebilirim ki, bu günkü uyanıklığı, düne, geçmişe borçluyuz. Geçmişte bu milletin çektiklerinden büyük bir ilham ve kudret kaynağı olamaz!.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #14 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

BEN, CUMHURİYETİ BÖYLE KAZANDIM!...
Ankara, 10. Cumhuriyet yılının büyük ve ölçüsüz sevinci içindedir. Şehir, baştanbaşa ışıklarla donatılmıştır. Eğlence yerlerinde her Türk, tam bir şuurla devrimin nimetlerini idrak ederek neşe içinde eğlenmektedir.
Atatürk, resmi baloların verildiği yerlere uğradıktan sonra Halkevi’ne de teşrif ediyor. Orada, milli ve mahalli giysileriyle coşan ve coşturan Türk köylüleriyle karşılaşıyor.
Bir gün bu milleti ve bu memleketi kurtarmak için atıldığı mücadelede kendisine yegane kudret ve kuvvet membaı olan bu temiz yürekli vatan evlatlarının neşelerinden son derece duygulanıyor. Onları bir süre seyrettikten sonra, doğru Çankaya’ya teşrif ediyorlar ve:
-Efeleri buraya getiriniz!.. Emrini buyuruyorlar.
Efelerin Çankaya’da, Atatürk’ün sofrasında nasıl coştuklarını ve nasıl coşturduklarını anlatmaya imkan yoktur. Büyük Ata, sahnenin en heyecanlı bir anında, Ankara efelerinden birine soruyor:
- Efe, sen benim için ne yapabilirsin?
Efe tereddüt etmeden cevap verir:
- Her şey...
- Mesela?..
- Ölürüm...
Şimdi bütün dikkat Atatürk’e çevrilmişti. Kimse konuşmuyor, onları dinliyordu. Atatürk, gözlerini etrafındakiler üzerinde bir kez gezdiriyor. Sonra:
- Efe, diyor, sözünde samimi misin?
- Emir sizindir, Ata'm.
Atatürk, elini dizinin üstüne vuruyor:
- Koy başını buraya!...
Efe derhal başını Ata'nın dizlerine koydu ve başını koyar koymaz şakağında bir soğuk temas hissetti. Bu, Atatürk’ün şakağına dayadığı tabanca namlusunun soğukluğuydu. Efe, bu soğuklukla beraber şakağına dayanmış bir tabanca olduğunu görmüş, fakat en küçük bir harekette bulunmamıştı.
Efe, Ata'sı için ölümü seve seve kabul edebilirdi. Fakat Atatürk, ona kıyacak mıydı?
Bütün yüzlerin rengi bir anda solmuş, heyecan son haddini bulmuştu. Nefes almaktan korkuyorlardı ve gözler Atatürk’ün elindeydi. Tabanca, efenin şakağına dayanmıştı. Fişek sürülmüş ve emniyet açılmıştı. Atatürk, bir saniye bile sürmeyen bu an içinde ve gözle fark edilemeyecek bir hızla tabancanın namlusunu şakağın yanından, belki bir santim kadar kaydırarak tetiği çekiyor.
Derin sükutu yırtan korkunç tabanca sesi...
Kalpler, sanki yerinden kopacak.
Hazır bulunanların hepsinin beti benzi kül rengini almıştır.
Fakat, efenin başı hala Ata’nın dizindedir ve efede en küçük bir kımıldanma yoktur.
Atatürk, efenin başını dizlerinden kaldırıyor, temiz alnını dudaklarına doğru çekiyor ve öpüyor.
Hala biraz önceki havanın tesirinden kurtulamamış olanlara:
- İşte, ben Anadolu Savaşını bunlarla ve böyle canlarını esirgemeyenlerle kazandım, diyor.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #15 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

EFELERİN AKŞAMI
Atatürk'ün Ankara’ya ayak basışının yıldönümü halkevinde ilk defa kutlanıyordu. Ankaralıların gönülden kopan kadirşinaslığı ile gündüzden beri heyecan içinde olan Atatürk efelerin oyunundan sonra yanına gelmelerini istedi. Efeleri yakınına konmuş iki sandalyeye oturmağa davet etti.
- Şimdi size soframdakileri tanıtayım. Bu büyük bir alimdir, tarih yazar ve okutur. Bu büyük bir yazıcıdır, olanı ve olacağı dile getirir.
Sofradakilerin hepsi için mahsus iltifat ve mübalağa dolu vasıflar buluyor, keskin, kesin, özlü methiyeler sıralıyordu. Sıra seymenlere geldi onlara döndü ve masadakilere tanıttı:
- Bunlar da, bu dünyanın en kahraman milletinin en yiğit insanlarından. Bana gelince, eğer bundan daha iyi tarihimizi bilmesem, bundan daha iyi dertlerimizi dile getiremeseydim, bundan daha iyi asker, bundan daha iyi hatip ve sizden biraz daha yiğit olmasam başınız olmazdım!
Biran başını önüne eğdi, biran yüzünde koyu bir pembelik dolaştı gülümseyerek seymenin birine hitap etti:
- Bırak şunu bunu; ne Mustafa Kemal, ne reisicumhur... İkimizde Türk, ikimizde efe... Sen beni bilmiyorsun , ben seni... Dağda karşılaştık; benden korkar mısın, korkmaz mısın?
- Sayende düşmandan korkmadık ki, senden korkalım.
Cevap Atatürk'ün hoşuna gitmemişti : düşmandan tabii korkmayacaksın, düşman bir başka, Türk değil ki korkasın gel bakalım, tam efe misin?
Başını dizine doğru çekti, gel bana desteklik et bakalım, dedi. Ve onun boynuna namlusunu dayadı; duvarın bir yerine nişan almağa başladı kurşun boynunun tüylerini yalayarak geçen seymende hiçbir kımıldama yoktu, oradakiler seymenin korkudan bayıldığını sanıyordu, kurşunlar bitmişti.
Seymen doğruldu, yüzünde ne bir pembelik, ne bir sarılık vardı, hiç titremeyen, belki biran gürleyen ve gülen bir sesle;
- Kurşunlar bitti mi, paşam? diye sordu :
Bu yüzdeki huzuru bir anlık bakışla sezen Atatürk seymenin ata kurşunu insana zarar vermez inancı ile öyle dimdik ve sakin kalabildiğini anlamıştı. Birden tabancayı yere attı, gözlerinden iri yaşlar damlıyordu. Hıçkırıklı bir sesle dedi ki:
- Demin söylediklerim yalandı, yanlıştı. Ben her şey değilim, ben hiçim. Ben hiç olurdum, eğer bu millet bana böyle inanmasaydı. Bu millet kılı kıpırdamadan benim uğruma canını vermeye hazır olmasaydı, ben hiçbir şey yapamazdım.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #16 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

İNGİLİZ KRALI'NA VERİLEN ZİYAFET
İngiliz kralı VIII. Edward İstanbul’a Atatürk’ü ziyarete geldiği zaman, Atatürk kendisine bir akşam ziyafeti vermişti. Ziyafetten önce:
- “Bana İngiltere sarayında verilen ziyafetler ne şekilde olur, onu bilen birisini yahut bir aşçı bulunuz!...” dedi.
Ve nihayet bu sofra merasimini bilen bir zattan öğrenerek sofrayı o şekilde düzene koydular... Akşam kral sofraya oturunca kendisini kral sarayında zannederek memnun oldu. Atatürk'e dönerek:
- “Sizi tebrik eder ve teşekkür ederim. Kendimi İngiltere’de zannettim" diyerek memnuniyetini bildirdi.
Sofraya hep Türk garsonlar hizmet etmekte idi. Bunlardan bir tanesi heyecanlanarak, elindeki büyük bir tabakla birdenbire yere yuvarlandı. Yemekler de halılara dağıldı. Misafirler utançlarından kıpkırmızı kesildiler. Fakat Atatürk Kral'a eğilerek:
- “Bu millete her şeyi öğrettim, fakat uşaklığı öğretemedim!” dedi. Bütün sofradakiler Atatürk'ün zekasına hayran oldular. Atatürk garsona da “vazifene devam et” emrini verdi.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #17 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

BİR TÜRK DÜNYAYA BEDELDİR
Ata Kastamonu'yu ziyaret etmişti. Kışlaya da uğramıştı. Koğuşları geziyordu. Her koğuşta birçok vecizeler vardı. Güzel sözlerdi bunlar. Bir koğuşta büyük bir levha yazılmış :

- Bir Türk on düşmana bedeldi.
Atatürk bunu görünce birdenbire durdu, yüzü değişti, gözleri daldı. Sonra sert bir sesle:

- Hayır, hayır... dedi. Bir Türk dünyaya bedeldir.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #18 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

SİLAHIN, ORDUN, PARAN VAR MI?
Birinci Dünya Harbi yenilgisinden sonra öz yurdun kurtuluşu için mücadeleye atıldığı zaman O’na, “Silahın, ordun, paran var mı?” Diye soranlar olmuştu. Eşsiz kahraman; bu zayıf iradeli ve kısa görüşlülere şu cevabı vermişti:

“Paramız olacak, silahımız olacak, ordumuz olacak, savaşacağız ve muzaffer olacağız.”

Bu sefer de, “devletin bünyesini yaşatmak için, harice baş vurmaksızın, memleketin gelir kaynakları ile idaresini sağlamak çare ve tedbirlerini bulmak lazım ve mümkündür, ” diyordu.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #19 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

TÜRK MİLLETİNE OLAN HAYRANLIĞI
Zamanının ünlü biyografi üstadı alman Emil Ludwig 1934’de Atatürk’ün hayatını yazmak için Ankara’ya gelmişti. Eserleri arasında geçmişin ve yaşanılan devrin iz bırakmış nice şahsiyeti vardı.
O günlerde Polonya Cumhurbaşkanı, çok ünlü bir piyanist, bir virtüöz olan Ignas Jan Paderavsky’nin hayatını yazıyordu. Mustafa Kemal kendisini kabul ettiğinde, önce bedeni hususiyetlerini uzun uzun tetkik etmesi genel sekreteri Hikmet Bayur’un dikkatini çekmişti. Nitekim soyu sopu üzerinde bilgiler edindikten sonra Hikmet Bayur’a Ata’nın musiki ve bilhassa keman-piyano ile meşgul olup olmadığını sormuş Bayur’un bu soru üzerine şaşkınlığını görünce şu açıklamayı yapmıştı:
- “İzah edeyim. Atatürk’ün parmakları daha çok bu müzik aletleriyle meşgul olanların bariz hususiyetleridir. Mesela Paderavsky’ninki böyledir. Size rica edeceğim. Bana bir elinin parmaklarını bir kağıda çizer, verir misiniz?”
Atatürk, bu isteğe tebessüm etmiş, daima nazik ev sahibi olarak arzuyu yerine getirmiş, fakat tarihçinin yanlış hüküm vermemesi için şu açıklamayı yapmıştı:
- “Bana ailemde zafer kazanmış büyük kumandanlar olup olmadığını sormuştunuz. Size yoktur cevabını vermiştim. Şimdi parmaklarımı ömrü savaş meydanlarında geçmiş bir askerde yadırgadığınızı seziyor gibiyim. Size kestirmeden bir açıklama yapacağım. Eğer, bende bazı fevkaladelikler görüyor ve buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız. Bu ülkenin bütün insanları temelde benzer yapı içindedir. Hatta kusurlarımızda bile... Biz bu aynı kaynağın kök sağlamlığı ile milliyet ve devlet yapısını muhafaza edebilmiş müstesna milletiz. Sadece ben değil, tarihte bu büyük millete sahalarında hizmet edebilmişler varsa, hepsinin ilham kaynağı aynıdır”.
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 24.06.2007   #20 (permalink)
Genel Yönetici
 
Babacandeniz  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2006
Nereden: Başkent
Mesajlar: 3,601
Varsayılan

ÖLMEYİ TERCİH EDERİZ
General Pershing'in Kurmay Başkanı olan General Harbord Sivas'ta Mustafa Kemal'le görüşürken der ki;

- Türk tarihini okudum. Milletiniz büyük komutanlar yetiştirmiş, büyük ordular hazırlamıştır. Bunları yapan bir millet elbette bir medeniyet sahibi olmalıdır. Takdir ederim. Ama bugünkü duruma bakalım. Başta Almanya müttefikinizle dört yıl har bettiniz, yenildiniz, dördünüz bir arada yapamadığınız şeyi, bu durumda tek başınıza yapmayı nasıl düşünebiliyorsunuz? Fertlerin intihar ettikleri vakit görülür. Bir milletin intihar ettiğini mi göreceğiz?

Mustafa Kemal General'e "teşekkür ederim" dedi. Tarihimizi okumuş, bizi öğrenmişsiniz. Fakat, şunu bilmenizi isterdim ki biz emperyalist pençesine düşen bir kuş gibi yavaş yavaş aşağılık bir ölüme mahkum olmaktansa babalarımızın oğulları olarak vuruşa vuruşa ölmeyi tercih ediyoruz."
General ve arkadaşları sezsizce ayağa kalktılar.

- Bizde olsa böyle yapardık!
__________________

Kavgadan kaçmış militan gibi
İnkarcıyım artık

Sesimi bırak
Öfkem sıtmalı saatlere
Arka sokaklarımda sana yer yok
Suskun içimdeki şehirler

Ağır geliyor aklım
Ayaklarım taşımıyor içimi
Bir kadeh rakı, iki gözyaşı
Seni tüketiyoruz
Şerefe
Şerefe
şerefe


Satın alacağın silahla vuracağın ilk kişi belki o silahı tasarlayandır;

Savaşta öldüreceğin ilk düşman belki hayatında görüp göreceğin en şahane insandır.
Babacandeniz Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Cevap


Şu Anda Konuyu İnceleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Atatürk= staticiation Atatürk 2 16.06.2007 01:36
Atatürk... simyaci66 Video Klipler 1 22.08.2006 21:10
Atatürk Bard Video Klipler 2 22.08.2006 16:43
1 Atatürk resminde 2500 Atatürk fotografı GeCKo Atatürk 0 28.05.2006 20:15


Şu anki forum saati: 13:20.


cnt hizmet sağlayan firma
ForumTi.com'un yapımı ve yayınlanması CNT'ye aittir.
Sitedeki içerikleri foruma ücretsiz şekilde üye olabilen ziyaretçiler oluşturur. Bu içeriklerin sorumluluğu yazana aittir.
Eğer yasak ve aykırı içerik tespit edilirse site yöneticilerine bu konular bildirilir ve kaldırılır. Site yönetimi haberdar edildiğinde sonuç alınamaz ise servis sağlayıcı CNT'ye bildiride bulunabilirsiniz.
vBulletin® v3.7.2, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd. Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258