|
|||||||
| Diğer Dinler - İnançlar - Akımlar Hristiyanlık,Yahudilik,Tao,Kabala,Karma vs... |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Dictator of Forum
![]() Katılma Tarihi: Şub 2005
Nereden: sevdim o zalimi ahh neredeeen
Yaş: 24
Mesajlar: 467
|
![]() MUSEVİLİK Musevîlik, kurucusu Musa'ya izafetle bu adı almıştır. Yahudi, İbrani, ve İsrail terimleriyle de Musevîlik kastedilir. Musevîliğin tek tanrıcılığın saf bir şekli olduğu söylenmekle beraber O, yalnız başına ne bir mezhep ne bir ırk, ne de modern bir millettir. Yahudiler dünyanın en eski tarihî, dinî cemaatini meydana getirmişlerdir. Dinler Tarihi'nde özel bir yeri bulunan Yahudilik, kutsal kitaplarında Ahd'e geniş yer ayırmasından dolayı bir Ahid dini olarak da telâkki edilmektedir. Babil Sürgünü'nden sonra millî din haline getirilen Yahudilik, bir ırka tahsis edilmek suretiyle ilâhî dinlerden ayrı bir konumda ele alınmıştır. O'nu millî dinlerden ayıran bir başka özellik de, tek tanrı, vahiy, kutsal kitap ve peygamberlere inanç sistemi içinde değişik konumlarda da olsa yer almış bulunmasıdır. Gerçekte Dinler Tarihçileri Yahudiliğin bir millet, bir ırk veya bir din olup olmadığı konusunda görüş birliğine varmış değillerdir.Tevrat'a dayanarak kendilerini dünya milletleri arasından seçilmiş kavim olarak gören Yahudiler, Allah'ın Sina'da bu kavmi muhatap aldığını, Tevrat'ı Musa'nın şahsında onlara gönderdiğini iddia ederler. Tahrip edilmeden önce Ahid Sandığı'nın da içinde bulunduğu Kudüs'teki Mabed, Yahudiliğin odak noktasını teşkil etmektedir. Yahudiliğin sembolleri arasında en önemli yeri Yedi Kollu Şamdan ile Altı Köşeli Yıldız işgal eder. Sami olmayan dinlerden farklı olarak Musevîlik, vahiyle gelmiş bir dindir. Musevîlik, yalnız kendi ailesinin dinleri olan Hristiyanlık ve Müslümanlık'tan değil, vahye dayanmayan doğu dinlerinden, yani Ari ve Moğol dinlerinden daha eskidir. Takriben İsa'dan sekiz asır önce kurulmuştur.(1) Yahudiler daha çok, bugünkü İsrail'den ayrı olarak Avrupa ve Amerika'ya dağılmışlardır. (2) Çok eskiden beri Filistin'de yaşamış olan Yahudiler, Babil, Asur, Fenike ve Araplar gibi Sami ırktan gelirler. Yahudiler göçebe iken "Habiri" diye anılırlardı. İsrâiloğulları en parlak devirlerini Kralları Süleyman zamanında yaşamışlardır. İnanç ve İbadet Sistemi Yahudilik'te en önemli iman esasını, Allah'ın varlığına ve birliğine olan inanç teşkil eder.(3) O'nun birliği, yaratılmamışlığı, evvelinin ve sonunun bulunmayışı, her şeyi bilişi, bütün varlıkların Yaratan'ı oluşu vb.gibi Allah inancı vardır. Daha çok günlük hayat ve ibadetlerde belirginleşen Yahudi inancını detaylı olarak Tanah'da bulmak mümkün değildir. Onlar için önemli olan Tevrat'ta bildirilen şeriatın yaşamasıdır. İnançlarına göre Tanrı'nın en sevgili milleti Yahudilerdir. Bunun en büyük delili, Tanrı'nın İsrâiloğulları ile Musa'nın şahsında Sina'daki ahitleşmesidir. İnançlarına göre Tanrı, insanlığı aydınlatmak ve mutlu kılmak için İsrailoğulları'nı seçmiş, "nebi"lerini görevlendirmiştir. Bu konuda Musa'nın önemli bir yeri vardır. Çünkü Tevrat O'na verilmiştir. Tanrı, evreni devamlı olarak idare etmektedir. O'nun gücünün yetmeyeceği hiçbir iş yoktur. Mesih'le kurulacak Tanrı'nın evrensel devletinde bütün haksızlıklar ve zulümler ortadan kalkacaktır. Bu inanç Yahudilerin ümit kaynağı olmuştur. Yahudilik'te ahiret inancı tarihi bir gelişme izlemiştir. Tevrat'ın bazı hükümlerinde ahiret inancına dair işaretler bulunmaktadır. (4) Bazı Dinler Tarihçilerine göre, yeniden dirilme ile ilgili metinler günümüze kadar ulaşmadığı için Yahudiler bu tür inançları İran'dan almışlardır. Eski Yahudilik'te iyi, kötü, ölen bütün insanlar "Şoel" adı verilen bir yere gidecekler, orada kederli bir şekilde varlıklarını sürdürecekler, ruhları da mezarda kalacaktır. Yahudilik'te ahiret inancı konusunda, daha sonraki dönemlerde birtakım gelişmeler olmuş, yeniden dirilme, ebedî hayat, yargılanma, cennet, cehennem vb. inançlar ortaya çıkmıştır.(5) Yahudilik'teki cennet, cehennem, hüküm günü vb. ilgili emirleri Talmud açıklamıştır. Yahudilerin, Müslümanlık ve Hristiyanlık'ta olduğu gibi belli başlı iman esaslarına kavuşmaları filozof Rabbi Moşe ben Maymon (Maymonides (1135-1204)'le mümkün olabilmiştir. O'nun meydana getirdiği günümüze ulaşan inanç sistemi şudur; 1-Allah var olan her şeyi yaratmıştır. 2-Allah birdir. 3- Allah'ın bedeni yoktur, tasvir edilemez. 4- Allah'ın başlangıcı ve sonu yoktur 5- Yalnız Allah'a dua etmeliyiz. 6- Peygamberlerin bütün sözleri doğrudur. 7- Musa, bütün peygamberlerin en büyüğüdür. 8- Elimizdeki Tora, Allah tarafından Musa'ya verilen ve günümüze kadar değiştirilmeden gelen kitabın aynıdır. 9- Dinimiz ilâhî bir dindir. 10- Allah, insanların bütün hareket ve düşüncelerini bilir. 11- Allah, emirlerine uyanları mükâfatlandırır, uymayanları cezalandırır . 12- Allah Mesih'i gönderecektir. 13- Ruhum ölümsüzdür. Allah dilediğinde ölüleri diriltecektir. Yahudiler ibadetlerini "sinagog"larda (Bet ha Kneset) yaparlar (6) Sinagoglarda rulo halinde el yazması Tevrat tomarlarının saklandığı, Aron ha-Kodes denilen, Kudüs'e yönelik kutsal bir bölme vardır. Sinagoglarda Yedi Kollu Şamdan (Menora) da bulunur. Bundan ayrı olarak Kral Davud'un mührü kabul edilen iki üçgenden meydana gelmiş Magen David denilen altı köşeli bir yıldız da vardır. Yahudiler sinagoglarda Tevrat'tan bazı parçaları sesli bir şeklide okurlar. Tevrat rulolarının bohçalardan çıkarılarak haham tarafından okunması, ibadetin en önemli anıdır. Yahudiler sinagog dışında evlerde de ibadet ederler. Nitekim evlerde giriş kapısının arkasında "Mezuza" denilen, rulo haline getirilmiş Tevrat cümlelerinin yazılı olduğu mahfazalar asılıdır. Eve giriş çıkışta Yahudiler bu mahfazaya dokunarak parmaklarını öperler. İbadet, Kudüs'e yönelerek yapılır. Başa takke, sırta cüppe alınır. Kadınlar ibadete katılamaz, ancak başları örtülü olarak ibadeti seyredebilirler. Yahudi dininin esasını ilâhiler teşkil eder. İbadet esnasında okudukları bazı klişeleşmiş dua ve ilâhiler vardır. (7) Dua, dindar Yahudinin hayatında önemli bir yer işgal eder. Yahudilikte ibadet günlük ve haftalık olmak üzere ikiye ayrılır. Günlük ibadet sabah, öğle ve akşam yapılır. Haftalık ibadet ise Cumartesi (Sabbat, yevmu's-sebt) günü havra (sinagog)'da icra edilir. Yahudiler sabah ayininde bir dua atkısı (Tallit) alırlar. Sabah ayininde, sol pazu ile alna birer dua kayışı bağlanır. Dualar ayakta, oturarak vücudu sallayarak ve secdeye kapanmak suretiyle okunur. Geleneklerine bağlı Yahudiler bu esnada özel bir elbisede giyerler. Toplu dualar 13 yaşına girmiş en az 10 kişinin iştirakiyle yapılır. Cumartesi ibadeti, cuma akşamı güneşin batmasıyla başlar, cumartesi akşamı sona erer. Bu ibadet sinagogta yapılır. Bu maksatla cumartesi günü ateş yakmak, çalışmak, taşıt kullanmak vb. yasaktır. (8) Musevîlik'te Yahve ve Elohim adında iki Tanrı'nın varlığından söz edilmekle beraber ağırlık Yahve'dedir (9) Bu bakımdan menşeinde İsrail Dini, tek Allah'a inanmaya değil, tek Allah'a ibadet etmeye dayanıyordu. Yehova Musevîlerinin millî ve hâkim bir Tanrısı'dır. İnsan da O'nun kulu durumundadır. İnançlarına göre Yehova sadece İsrâiloğulların'a şefaat eden, kıskanç bir Tanrı'dır. İsrâiloğulları yabancı bir ülkede de O'nun tarafından korunacaktır. O, İbrahim, İshak ve Yakub'un Tanrısı'dır. Yahudi Mezhepleri Öncelikle Yahudi mezheplerini üç ana-grupta incelemek mümkündür: 1- Makkabiler devrinde (M.Ö. II. yüzyıl) mevcut olan Hıristiyanlık öncesi mezhepler, 2- İslâm'dan sonraki Yahudi Mezhepleri, 3- Günümüz Yahudi mezhepleri. Hıristiyanlık öncesi dönemde başlıca üç mezhep vardır : 1-Ferisiler, 2-Sadukiler, 3- Esseniler. İslâm'dan sonraki Yahudi mezhepleri de üçtür: 1- İshakiyye, 2- Yudganiyye, 3- Karaim. Bu bölümde diğer mezheplerden çok, günümüz Yahudi mezhepleri hakkında kısa bilgiler verilecektir. Halen yaşamakta olan Yahudi mezhepleri şunlardır: 1- Muhafazakâr Yahudiler, 2- Ortadoks Yahudiler, 3- Reformist Yahudiler. 4-Yeniden Yapılanmacılar Günümüz Mezhepleri Muhafazakar Yahudilik XIX. yüzyılın ortalarında, Alman Yahudileri arasında ortaya çıkan muhafazakâr Yahudiliğin temsilcileri Isaac Bermays (1791-1849) ile Zacharia Franklen (1801-1871)'dir. Sonraki dönemlerde Amerika'da da sempatizan bulmuş olan bu mezhep geleneklerine bağlı lâikleşmeye karşıdır Ortodoks Musevilik Kudüs'teki Mabed'in yıkılışından günümüze kadar gelen resmî Yahudi inanç ve geleneklerini temsil eden Ortodoks Yahudilik, halen mensubu en fazla olan mezheptir. Bugün İsrail Cumhuriyeti'nde de bu mezhep taraftarları hâkimdir. Musa Kanunları'na sıkı birşekilde bağlı olan Ortodoks Yahudiler sebt (cumartesi) günü hiçbir iş yapmamakla da diğer mezheplerden ayrılırlar. Reformist Yahudilik Daha çok Avrupa'daki Yahudilerce tanınmış bir filozof olan Moses Mendelshon (1727-1786)'un başlattığı Reformist Yahudilik hareketi, Musevîlik'le çağdaş modern anlayışı birleştirmeyi gaye edinmiştir. Böylece bu mezhebe mensup Yahudiler, hem geleneklerine bağlı yaşayabilecek, hem de modern çağa ayak uydurabileceklerdir. Bu hareketin başlamasının bir başka sebebi de Almanya'daki Yahudilerin dinî uygulamayı, genel kültür için bir engel olarak görmeleridir. Böylece onlardan bir kısmı Hıristiyanlaşmış, bir kısmı da geleneklerini değiştirmiştir. Din ile dünya işlerini birbirinden ayırma düşünce ve gayreti de ilk defa bu mezhep mensuplarından gelmiştir. Reformist Yahudiler dinde modernleşmeden yanadırlar. Bunu sağlamak için, ibadetin bazı şekillerini değiştirerek, kadın-erkek ayırımına son vermişler, cumartesi çalışma yasağını kaldırarak sinagog ayinlerini azaltmışlar, müziğe çok az yer vererek kadınlarla erkekleri bir arada oturmaya zorlamışlardır. Bir adım daha atarak katı perhiz kaidelerini kaldırmışlar, şifahi Talmud geleneğini inkâr etmişlerdir Yeniden Yapılanmacılar (Recostructionist) Bu sayılan üç mezhep dışında, Mordecai Keptan'ın kurduğu Reconstructionist (Yeniden Yapılanmacı) adında bir başka mezhep daha vardır. Bunlar daha önceleri muhafazakâr Yahudilik içinde yer almışlardır. Zamanla Keptan'ın fikirleri diğer Yahudi mezheplerini etkilemiştir. Hareketin kurucusuna göre Yahudiler de diğer milletler gibi bir millettir. "Seçilmişlik" özelliği yoktur. Tanrı Yahudileri değil, Yahudiler Tanrı'yı seçmişlerdir. Bunlar yeniden dirilmeyi ve ahireti reddederler. Tevrat Tanrı vahyi değildir. İsrâiloğulları'nın tarih boyunca meydana getirdikleri bir eserdir. Mesihcilik diye bir kavram yoktur. Sinagoglarda kadın-erkek yanyana ibadet edebilir. Yeniden Yapılanmacı'lara göre kadınlar da haham olabilir. Mukaddes Kitapları Yahudilerin mukaddes kitapları iki ana başlık altında incelenebilir: 1- Tanah, 2-Talmud, Hristiyanların Eski Ahit adını verdikleri Tanah da üç bölümden oluşur: 1-Tora, (Tevrat) 2- Neviim, 3- Ketuvim. Çoğu zaman Yahudilerin mukaddes kitabının tamamı "Tora" kelimesiyle ifade edilir. İbranice bir kelime olan Tora, Arapça Tevrat'ın karşılığıdır. Tevrat "Kanun, şeriat, emir, ders, önder" vb. manalara gelir. Beş bölümden oluşan Tevrat, Allah'ın 7704 kelimeyle Musa'ya verdiği dinî esasları ihtiva eden kitap olarak kabul edilir. Tevrat metninin orjinal dili İbrancadır. Bir bakıma "Şeriat" diye de nitelendirilen Tevrat'ı meydana getiren kitapların sayısı, Yahudilerce 24, Hıristiyanlarca 39'dur. Kitapların tertibi konusunda da her iki toplum farklı görüşlere sahiptir. Tevrat takriben bin yıl içerisinde meydana gelmiştir. Ancak kitabın sınırlandırması M.S. 90 yılında toplanan Yemnia Konsili'nde yapılmış ve bugünkü yazılar seçilerek tesbit edilmiştir. Eski Ahit yanında hahamların nesilden nesile naklettikleri rivayetler mecmuasına Talmud denir. M.S. 150 yıllarında Yudas adında bir haham, kendilerine kadar rivayetle gelen haberlerin, kaybolmasından korkarak onları Mişna'da toplamıştır. "Tekrar edilen şeriat" anlamına gelen Mişna, Tevrat'ın tekrarı, şeriatın izahı ve tefsiri sayılır. Mişna'nın anlaşılmasını kolaylaştırmak üzere O'na Yahudi alimlerince haşeyeler ve şerhler yazılmıştır Bunlara Gemara denir. İşte Talmud (10) da Mişna ve Gemara adı verilen eserlerin toplamından teşekkül etmiştir. (11) Yahudi Kutsal Kitabı konusuna son vermeden Kabala’dan da söz etmeliyiz. Kabala, İbranca "gelenek görenek" anlamına gelir. Yahudilerin harfçilik ve sayıcılıkla karışık tasavvufî kâinat öğretisidir. Daha açık bir ifade ile Kabala, Kutsal Kitap metinleri ile sözlü gelenekler üzerine yapılan her tür yorumların genel bir adıdır. Zannedildiği gibi bir kitap veya kitaplar toplamı olmayan Kabala'yı "Kâinatın görünür kargaşasını açıklamaya ve zıtlıklarını kolay anlaşılır bir kalıp haline getirmeğe uğraşan bir doktrin" diye tanımlamak mümkündür. İkinci Tapınak Dönemi'nin sonuna (I. yüzyıl) kadar uzanan Kabala, tam anlamıyla Yahudi gizeminin ortaya çıktığı tarih olan XIII. yüzyıldan başlayarak özel bir öğreti biçiminde gelişmiştir. (12) Bazı Dinler Tarihçilerine göre Kabala'nın kökenleri eski gelenekte (Talmud dönemi) aranmalıdır. Kabala'nın öğreti ve uygulamaları ancak bir kılavuzun denetim ve önderliğinde mümkündür. Kabala temelde her zaman sözlü geleneğe dayanmıştır. Allah'ın Musa ve Adem'e indirdiği yazılı olmayan vahyin gizli bilgisini taşıdığı iddiası bakımından da Kabala, geleneklerle özdeşleşmiştir. (13) Kabala XV. yüzyıl Avrupa’sında son derece yaygınlaşmıştır. Kabala'nın genel doktrinini, kâinatın bir bütün olduğu, belli bir nizama göre hareket ettiği, kâinatta görülen her şeyin Tanrı'nın bir parçası olduğu, insanın da, kâinatın ve dolayısıyla Tanrının bir parçası olmak açısından küçük kâinat sayılması gerektiği vb. özetlemek mümkündür. Dünyadinleri.com
__________________
Seviyorum işte Kırmızı Nokta. |
|
|
|
| Bu mesaj için Saint Benoit kişisine teşekkür edenler: |
rozel (29.11.2007)
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Eyl 2006
Nereden: Türkiye
Mesajlar: 449
|
İNCELEME YAHUDİLİĞE SIZAN KABALA BİR TÜR BÜYÜCÜLÜK GELENEĞİ Mİ?
İlmi Araştırma s.04/Ekim 2004 İbranicede sözlü gelenek anlamına gelen Kabala, Yahudi bilginlerinin yüzyıllardır birbirlerine aktardıkları ve Muharref Tevratın sözde gizli anlamları ile ilgilenen sapkın bir öğretidir. Günümüzde ise bazı bilgisiz kişiler tarafından hala itibar gören bu karanlık öğretinin iç yüzü, gerçekte gösterilenden çok farklıdır. Ansiklopedi ve sözlüklerde Kabala, "Yahudi dininin mistik bir kolu ve Tevrat'ın ve diğer Yahudi dini kaynaklarının gizli manalarını araştıran bir öğreti" olarak tarif edilir. Ancak konu biraz daha yakından incelendiğinde, ortaya daha farklı bir gerçek çıkmaktadır. Bu gerçek, Kabala'nın, Yahudiliğin temeli olan Tevrat'tan önce de var olan, Tevrat'ın vahyolunmasından sonra ise Yahudiliğin içine nüfuz eden "pagan" (putperest) bir öğreti olduğudur.Kabala hakkındaki bu ilginç gerçeği, Türk masonlarından Murat Özgen Ayfer, Masonluk Nedir ve Nasıldır? adlı kitabında şöyle belirtmektedir: Ne zaman doğmuş ve nasıl gelişmiş olduğu tam ve kesin bir şekilde bilinmeyen Kabala, özellikle Yahudi dini ile bağlantılı olmak üzere, metafizik nitelikli, kendine özgü bir ezoterik sistemi olan bir gizemci felsefenin genel adıdır. Yahudi gizemciliği olarak benimsenmekle birlikte, içerdiği öğelerden birçoğu, aslında Tevrat'ın ortaya çıkışından çok daha eski bir tarihte oluşturulmuş bulunduğunu göstermektedir. Kabalacıların Hedefi Ortaçağ'daki diaspora döneminde daha da güçlenen Kabalacıların en önemli hedefi, gizli bilimleri yani büyücülüğü kullanarak Yahudi ulusunun geleceğini yönlendirmek ve bekledikleri kurtarıcının gelişine hazırlık yapmaktır. Bu kurtarıcı, onların dünya hakimiyetlerini sağlayacaktır. İsrailli tarihçi Moşe Sevilla-Sharon bu gerçeği şöyle aktarmaktadır: ... Kabala edebiyatının gelişmesi, Mesih'in geleceği inancıyla yakından ilişkilidir. Bilindiği üzere, bu inanca göre, Mesih Büyük Kurtarıcı geldiğinde İsrail ulusu sürgünden kurtulacak, İsrail Devleti yeniden kurulacaktır... Yahudi bilginlerin o zamanki yaklaşımına göre, ulusun nasıl izah edileceği bile bilinmeyen bu gerçek, ancak 'gizli bilimlerin' yardımıyla aşılabilirdi." Bu gerçeğin aşılması, Mesih'in dünyaya gelişi anlamındaydı. Kabala'nın amacı, bu sözde büyük rüyayı gerçekleştirmekti. Ortaçağ Avrupası'nın Yahudiler üzerinde oluşturduğu baskı ve kısıtlamalar, Mesih'in gelişi konusunun, dolayısıyla Kabalistik faaliyetlerin daha da önem kazanmasına neden oldu. Hedefe ulaşmak için gizli ilimlerden yararlanılmalıydı. Ancak bu gizli bilimler yalnızca "anlayanlara" açıklanabilirdi ve bunun için yoğun ayin ve trans yöntemleri kullanmak; başka bir deyişle büyü yapmak gerekiyordu. Kabalacılığın Eski Mısır'daki Kökleri ![]() Eski Mısır'da büyücülük oldukça yaygındı ve Firavun ve etrafındaki yönetici kadro tarafından yaygın bir şekilde kullanılıyordu. Bu gerçek Yüce Allah'ın kullarına doğru yolu göstermek için indirdiği Kuran'da bildirilmektedir. Ayetlerde bildirildiği üzere, Firavun kendisini doğru yola çağıran Hz. Musa'dan mucize istemekte, gördüğü mucizeler karşısında da O'nu büyücülükle suçlamaktadır. Ardından da çevresindeki yönetici sınıfın da telkinleri ile büyücüleri Hz. Musa'ya karşı kullanmak, böylelikle halkı etkilemek istemektedir: Onlara Katımızdan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür." Musa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi. Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler. Firavun: "Bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi. (Yunus Suresi, 76-79) Eski Mısır'ın putperest kültürü, uzun yıllar birlikte yaşadıkları İsrailoğulları üzerinde de derin izler bırakmıştır. Kabalacılığın Yahudiliğe Girişi Mısır'ın putperest dininin İsrailoğulları üzerindeki etkisi pek çok değişik aşamada ortaya çıkmıştır. Kavmi ile yola çıkan Hz. Musa onların yanından kısa bir süreliğine ayrıldığında, hemen putperestliğe yönelip buzağı heykeline tapınmaları, bu sapkın inancın etkisinde olduklarını açıkça ortaya koymaktadır. Bundan hemen önce Hz. Musa'ya karşı söyledikleri, "... Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız" (Bakara Suresi, 55) ve "...Ey Musa, onların ilahları gibi, sen de bize bir ilah yap..." (Araf Suresi, 138) şeklindeki sözleri de, "gözle görülen", yani maddi varlıklara (putlara) tapmak istediklerini göstermektedir. O dönemde Eski Mısır'ın materyalist, büyüye dayalı batıni öğretilerini devralan bir kısım Yahudiler, Tevrat'ın bu konudaki yasaklamalarını tamamen göz ardı ederek, karşılaştıkları diğer putperest kavimlerin büyü ritüellerini de benimsemişler ve böylece Kabala, Yahudiliğin içinde ama Tevrat'a muhalif bir mistik öğreti olarak gelişmiştir. İngiliz yazar Nesta H. Webster "Ancient Secret Tradition" (Antik Gizli Gelenek) adlı makalesinde, bu konuyu şöyle açıklamaktadır: Büyücülük, bildiğimiz kadarıyla, Filistin'in İsrailoğulları tarafından işgal edilmesinden önce, Kenanlılar tarafından uygulanıyordu. Mısır, Hindistan ve Yunanistan da kendi kahinlerine ve büyücülerine sahipti. Tevrat'ta büyücülük aleyhinde yapılmış lanetlemelere karşı; Yahudiler, bu uyarıları göz ardı ederek, bu öğretiye kendilerini bulaştırdılar ve sahip oldukları kutsal geleneği, diğer ırklardan aldıkları büyüsel düşüncelerle karıştırdılar. Dolayısıyla, Kabala karşıtlarının, Kabala'nın saf bir Yahudi kökenden gelmediği şeklindeki itirazlarının haklı temeli vardır. Kabala, Eski Mısır'ın ve sonra diğer putperest kültürlerin Yahudilik içine girip barınabileceği, gelişebileceği bir gelenek haline gelmiştir. Tevrat da söz konusu Kabala merkezli sapkın öğretilere göre tahrif edilmiştir. Nitekim Eski Mısır'ın materyalist "dünya görüşü"nün açık izlerini Kabala'da bulmak mümkündür. Bir Kısım Yahudiler'in Kuran'da Bildirilen Büyü Sapkınlığı Bir kısım Yahudilerin yüzlerce yıl önce büyü sapkınlığını öğrendikleri ve kullandıkları Kuran'da da bildirilmiştir. Yüce Allah Kuran'da, Yahudilere, Babil'de iken özel bir "büyü ilmi" öğretildiğini, fakat dönemin Yahudilerinin bunu "hayır" değil, "şer" yolunda kullandıklarını şöyle bildirmektedir: "...Onlar, insanlara sihri ve Babil'deki iki meleğe Harut'a ve Marut'a indirileni öğretiyorlardı. Oysa o ikisi: 'Biz, yalnızca bir fitneyiz, sakın inkâr etme' demedikçe hiç kimseye (bir şey) öğretmezlerdi. Fakat onlardan erkekle karısının arasını açan şeyi öğreniyorlardı. Oysa onunla Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi. Buna rağmen kendilerine zarar verecek ve yarar sağlamayacak şeyi öğreniyorlardı. Andolsun onlar, bunu satın alanın, ahiretten hiçbir payı olmadığını bildiler; kendi nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötü; bir bilselerdi." (Bakara Suresi, 102) Ayette Babil'deki iki meleğin Yahudilere büyü ile ilgili yöntemler öğrettikleri bildirilmektedir. Ancak aynı zamanda meleklerin büyüyü öğrettikleri kişilere bunu inkar için kullanmamalarını öğütledikleri, ancak buna rağmen, dönemin Yahudilerinin bu ilmi kötülük yolunda kullanmaya başladıkları bildirilmektedir. Ayette bildirilen gerçeklerden çıkan sonuç ise şudur: Babil'de, Yahudilere büyü ile ilgili bazı gizli bilgiler verilmiş, fakat onlar bunu başkaldırmak ve insanlara zarar vermek için kullanmışlardır. Bu ilmin Babil'de verilmiş olması ise oldukça dikkat çekicidir. Çünkü Babil, Kabala'nın da çıkış yerdir. Aslında bazı Kabalistler, Kabala geleneğinin tarihin başından beri sürdüğünü iddia etmektedirler; ancak Kabala'nın ilk yazımı sürgün döneminde Babil'de yaşayan Simeon Ben Yohai tarafından gerçekleştirilmiştir. Diaspora döneminin başlaması ve Yahudi merkezinin doğudan batıya kaymasıyla birlikte, Kabala'nın merkezi de değişmiş, Kabalistik çalışmalar Babil'den İspanya'ya ve diğer Avrupa merkezlerine kaymıştır. İspanya'da ise Kabala geleneğine yeni bir boyut daha eklenmiştir. Burada, 13. yüzyılda yazılan ve Kabala'nın en önemli kitabı haline gelen Sefer ha-Zohar doğmuştur. Zohar'la birlikte de Sefirot kavramı. Kabalistlerin Sefirot İnancı Kabalistlerin zaman içinde temel çıkış noktası haline gelen sefirot kavramı, aslında bir tür şemadan oluşmaktaydı. Bu sapkın inanca göre dünya üzerindeki hayata dair herşey Sefirot'a göre yaratılıyordu. (Allah'ı tenzih ederiz.)İnsanın ruhundan, evrenin yapısına kadar herşey Sefirot şemasıyla uyumluydu. Tüm varlıklar Sefirot'a göre konumlanıyor, evren Sefirot'a göre işliyordu. Bu noktadan hareketle Kabalacılar, çok ilginç bir sonuca vardılar: Evrenin işleyişi ve dünya üzerindeki hayat gibi, tarih de Sefirot'a uygun olarak gelişiyordu!...Yahudi yazar Eli Barnavi konuyla ilgili şöyle yazmaktadır: "Bu durumda insan, bazı belirli ritüelleri uygulayarak, bu Sefirotları etkileyebilir ve dolayısıyla dünyanın gelişimine yön verebilirdi. Bu Sefirot teorisi, İspanya'daki Kabalacı öğretinin temel noktası haline geldi." Kabala'nın dikkat çekici bir diğer yönü ise, Tevrat'taki yaratılış anlatımından çok farklı bir anlatım içermesi, Eski Mısır'ın maddenin sürekliliğine dayalı materyalist görüşünü korumasıdır. Türk masonlarından Murat Özgen Ayfer bu konuda şunları yazmaktadır: Tevrat'ın ortaya çıkışından çok daha eski bir tarihte oluşturulmuş bulunduğunu göstermektedir. Kabala'nın en önemli bölümü, evrenin oluşturulmasına ilişkin kuramıdır. Bu kuram, teist dinlerde benimsenen yaratılış öyküsünden pek farklıdır. Kabala'ya göre, yaratılışın başlangıcında, "daireler" ya da "yörüngeler" anlamına gelen ve SEFİROT olarak anılan, hem özdeksel (maddi) hem de tinsel (manevi) nitelikli oluşumlar doğmuştur. Bunların toplam sayısı 32'dir; ilk onu Güneş Sistemi'ni, diğerleri ise uzaydaki öteki yıldız kümelerini temsil ederler. Kabala'nın bu özelliği, eski astrolojik inanç sistemleriyle yakın bir bağlantısının bulunduğunu ortaya koyar... Böylece Kabala, Yahudi dininden bir haylice uzaklaşır; Doğu'nun eski gizemci inanç sistemleriyle... çok daha bağdaşır. Tüm bu aktardıklarımız, Kabalacı Yahudilerin Sefirot ile uğraşıp çeşitli büyüler yaparak dünyayı değiştirdiklerine inandıklarını ortaya koymaktadır. Kabalacılar bu sapkın inanç ve eylemleriyle, büyüyü kullanarak, kötülüğü sistemli bir biçimde dünya çapında uygulamışlardır. Bu yüzden de bir nevi şeytanın temsilciliğini yapan Kabalistik anlayış, insanlık için tehlikeli olmaya devam etmektedir. Kabala'nın "Yaratılış Karşıtı" Öğretisi Sonsuz ilim sahibi Yüce Allah, Tevrat'ın hak bir kitap olduğunu ve insanlara "hidayet ve nur" getirdiğini Kuran'da şöyle bildirmektedir: Gerçek şu ki, Biz Tevrat'ı, içinde bir hidayet ve nur olarak indirdik. Teslim olmuş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bilgin-yöneticiler (Rabbaniyun) ve yüksek bilginler de (Ahbar), Allah'ın kitabını korumakla görevli kılındıklarından ve onun üzerine şahidler olduklarından (onunla hükmederlerdi)... (Maide Suresi, 44) Dolayısıyla Tevrat; Allah'ın varlığı, birliği, sıfatları, diğer varlıkları ve insanı yaratışı, insanın yaratılış amacı gibi konularda, Kuran'a tamamen paralel bilgiler ve hükümler içeren bir kitaptır. (Ancak söz konusu gerçek Tevrat bugün mevcut değildir. Günümüze ulaşan, insan eliyle bozulmuş, tahrif edilmiş olan "Muharref Tevrattır.) Gerçek Tevrat'ta ve Kuran'da ortak olan çok önemli bir nokta, Allah'ın "Yaratıcı" (Halik) sıfatıdır. Allah, ezelden beridir var olan yegane mutlak varlıktır. Allah'tan başka herşey, O'nun yokluktan yarattığı varlıklardır. Tüm evreni, içindeki gök cisimlerini, cansız maddeleri, canlıları ve insanı Yüce Allah yaratmış ve şekillendirmiştir. Allah tektir, O'nun hiçbir ortağı yoktur. Gerçek bu iken, Kabala'da çok farklı bir anlatım bulunmaktadır. Kabala'nın Allah ve yaratılış hakkındaki öğretisi, Gerçek Tevrat'ta ve Kuran'da bildirilen ve üstte kısaca açıkladığımız "yaratılış gerçeği"ne tamamen aykırıdır. Amerikalı araştırmacı Lance S. Owens, Kabala hakkındaki bir yazısında bu öğretinin varlığın kökeni hakkındaki senaryosunu şöyle anlatır: Kabalistik tecrübe, kutsallık hakkında çeşitli algılamaları doğurmuştur ki, bunların çoğu genel kabul edilen görüşten hayli uzaklaşmışlardır. İsrail'in inancının en temel taşı, "Tanrımız Birdir" şeklindeki beyandır. Ama Kabala, Tanrı'nın tamamen açıklanamaz bir teklik olarak en yüksek formda var olduğunu kabul etse de (ki buna Kabala dilinde Ein Sof, yani sonsuzluk adı verilir), bu bilinemez tekliğin kaçınılmaz olarak birçok sözde tanrısal forma dönüştüğünü iddia etmiştir. (Allah'ı tenzih ederiz.): Yani çok sayıda sözde tanrıya. Kabalistler bunlara "Sefirot" adını verirler; bu, Tanrı'nın yüzleri veya kapları anlamına gelir. Açıkçası, bu çok yüzlü sözde Tanrı imajı, çok tanrılı olmak suçlamalarını da beraberinde getirmiştir. Kabalistler bu suçlamaya karşı çıkmışlar, ama başarılı bir şekilde cevaplandıramamışlardır.Kabala'nın tam anlamıyla bir "hurafe" olan bu senaryosunun ilginç bir özelliği, insanı "yaratılmış" bir varlık saymaması, adeta insana bir tür ilahlık atfetmesidir. (Allah'ı tenzih ederiz.) Pagan dinlerin hurafelerinden ortaya çıkmış olan bu uydurma senaryolar, Yahudiliğin dejenerasyonunun temelini oluşturmuştur. İnsanı sözde ilahlaştırmaya (Allah'ı tenzih ederiz) kalkacak kadar akıl sınırlarının dışına çıkan Yahudi Kabalistler, söz konusu "insan"ın da sadece Yahudilerden ibaret olduğunu, diğer ırkların insan sayılmadığı iddiasını da senaryolarına eklemişlerdir. Bunun sonucunda, Allah'a itaat ve kulluk temeli üzerine kurulmuş bir din olan Yahudiliğin içinde, Yahudilerin kibir hislerini tatmin etmeye yönelik sapkın bir öğreti gelişmiştir. Tevrat'a rağmen Yahudiliğin içine sokulan Kabala, bir zaman sonra Tevrat'ı tahrif ederek kendi öğretisini onun içine yerleştirmeye başlamıştır. Tevrat'a Eklenen Pagan Öğretiler Kabala Kaynaklıdır Tevrat'ın ve diğer Eski Ahit kitaplarının içinde, putperest öğretilerden aktarıldığı anlaşılan birçok sapkın anlatım bulunmaktadır. Örneğin Eski Ahit'te, Allah'ı sanki sadece İsrailoğulları'nın İlahı gibi göstermeye yönelik bir eğilim vardır. (Allah'ı tenzih ederiz.) Oysa Yüce Allah tüm alemlerin ve tüm insanların İlahıdır. Eski Ahit'teki bu "milli din" fikri, her kabilenin kendine has bir ilaha tapındığı pagan kültüre uymaktadır. Bu konuda bir diğer örnek ise Eski Ahit'in bazı kitaplarında (örneğin Yeşu'da), Yahudi olmayan kavimlere karşı çok büyük vahşet buyrukları verilmesidir. Kadın, çocuk ve yaşlı ayrımları yapılmadan kitle katliamları emredilmektedir. Yüce Allah'ın adaletine tamamen aykırı olan bu acımasız vahşet, hayali "savaş tanrı"larına inanan barbar pagan kavimlerin vahşet kültürünü andırmaktadır. (Yüce Rabbimizi tenzih ederiz.) Tevrat'a eklenen bu sapkın örneklerin birçok örneği daha bulunmaktadır. Bazı Yahudilerin, Tevrat dışında itibar ettikleri, benimsedikleri ve korudukları bazı sapkın fikirleri Tevrat'a dahil edilerek tahrif edilmiştir. Bu sapkın düşüncelerin kaynağı, asıl kökenleri Eski Mısır'daki rahiplere (Firavun rejiminin büyücülerine) uzanan, bir kısım Yahudiler tarafından oradan devralınıp korunan Kabala öğretisidir. Kabalacılar, "Kabala'nın aslında Tevrat'ın gizli sırlarını açıklayan bir öğreti olduğunu" iddia etmekte iseler de gerçekte Kabala, Yahudi tarihçi Theodore Reinach'ın ifade ettiği gibi "Yahudiliğin içine girmiş zararlı bir akım"dır. İnsanlık Tarihinde Meydana Gelen Her Olay Allah Katında Yazılıdır... Kuran'da Hz. Musa'nın Firavun'un emrinde çalışan büyücülerle olan mücadelesi, bozguncular ve sapkın Kabalistler için bir ibrettir. Yüce Rabbimiz Kuran'da, Hz. Musa'nın büyücülükle uğraşanları şöyle uyardığını bildirmiştir: "Onlar atınca, Musa dedi ki: 'Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez.' (Yunus Suresi, 81) Unutulmaması gereken tek gerçek; Kabalistler tarih boyunca büyü yoluyla kötülüğü organize etmeye çalışsalar da, Allah'ın kaderde yarattıklarının dışında hiçbir şeyin yaşanmasının mümkün olmadığıdır. İnsanlık tarihinde meydana gelen her olay, daha o olay meydana gelmeden önce Allah Katında bulunan Levh-i Mahfuz'da yazılıdır. Yüce Rabbimiz, bu gerçeği bir Kuranda şöyle bildirmiştir: Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah'a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22) Bu noktada belirtmek gerekir ki; yüzlerce yıldır olduğu gibi günümüzde de yapılan telkinlerle bu karanlık öğreti kendine taraftar bulabilmektedir. Kabala öğretisinin taraftarı olmuş kişilerin birçoğu, bu öğretiyi gerçek mahiyetini bilmeden savunmaktadırlar. Ancak Kuran ahlakının dünya üzerinde hakim olacağı ahir zamanda zuhur edecek iki kutlu şahıs olan Hz. Mehdi ve Hz. İsa'nın vesilesiyle; dünya üzerindeki tüm bu sapkın felsefe ve öğretiler gibi Kabala da ortadan kalkacak, yanlış ve eksik bilgilendirilen kişiler yeryüzündeki tek Hak din olan İslam'la tanışacak ve Allah'ın izniyle İslam'ın nuru tüm insanları aydınlatacaktır. Yüce Rabbimiz bu gerçeği Kuranda şöyle bildirmiştir: Allah, yazmıştır: "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır. (Mücadele Suresi, 21) Kaynaklar 1 Murat Özgen Ayfer, Masonluk Nedir ve Nasıldır?, İstanbul, 1992, s. 298-299 2 Nesta Webster, Ancient Secret Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924 3 Murat Özgen Ayfer, Masonluk Nedir ve Nasıldır?, İstanbul, 1992, s. 298-299 4 Lance S. Owens, Joseph Smith and Kabbalah: The Occult Connection,Dialogue: A Journal of Mormon Thought, Vol. 27, No. 3, Fall 1994, s. 117-194 5 Nesta Webster, Ancient Secret Tradition, Secret Societies And Subversive Movements, Boswell Publishing Co., Ltd., London, 1924; Theodore Reinach, Histoire des Israélites, s. 221, Salomon Reinach, Orpheus, s. 299
__________________
Bilginin efendisi olmak istersen, çalışmanın kölesi olmalısın. ![]() (Honore de Balzac) |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!..
![]() Katılma Tarihi: Kas 2005
Nereden: Trabzon
Mesajlar: 1,668
|
kendi dinine hiçbir insanı almayan tek din
![]()
__________________
Ne Mutlu TÜRK'üm Diyene!.. www.oyunozi.com - www.trabzoin.com - www.trabzonlisesi.biz - www.tamlist.com - www.muzeyyensenar.biz " Türkeş Türk çocuğu, Ecevit Halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu da biz o..spu çocuğu muyuz?" Demirel
|
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu İnceleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|