2008 Ramazan Özel Bölümü

Geri Dön   Forum Ti > Kültür Sanat > Din
Üye Ol Bloglar Üye Listesi Takvim Forumları Okundu İşaretle

Din islamiyet,çeşitli dinler,inançlar-akımlar

Cevap
 
Konu Araçları
Eski 29.09.2007   #11 (permalink)
 
зяαy  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Şub 2007
Nereden: Balıkesir / Ayvalık
Mesajlar: 374
Varsayılan

İnsanız... Belki Allah karşısında aciz olabiliriz ama kendimize sorduğumuz soruların cevabını bulmak bize kalmış birşey. Çünkü Allah' ın verdiği aklı sonuna kadar kullanmak herkesin hakkı. Anlayamaz diyerek kestirip atmak bunlardan kaçmaktır. Biz burda Allah karşıtı olan birşey demiyoruz yada Allah' a şirk koşmuyoruz tek bir sorunun cevabı bulunmalıki insanın hayatı anlamdırılsın. Sadece kulluk olarak değil, ibadet olarak değil. İnsan olmak için bu soru gerekli. Yaratılış sebebimiz...
__________________
..baş role koyar kendini, hayatının en yalanı olan ama en doğrusuymuş gibi görünen tüm o sahnelerde..
зяαy Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Bu mesaj için зяαy kişisine teşekkür edenler:
Pter (29.09.2007)
Eski 29.09.2007   #12 (permalink)
 
quer  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Eyl 2007
Nereden: Alanya
Mesajlar: 19
Exclamation

Alıntı:
зяαy Demişki : Mesajı Göster
Yaratıcının yaratılmışa bağımlı olması gibi bir çelişkiyi ortaya çıkaracaktır. İhtiyaç duyulmadıysa, yaratılamasının arkasındaki gerekçe ne olabilir?

Evet bende bu sorunun cevabını arıyorum üstelik, Allah meleklere insanı yaratacağını haber verdiğinde melekler Yüce Rabbim biz sana yetmiyormuyuz ibadetimiz yetmiyor mu? neden kan dökecek bir varlık yaratıyorsun diye sormuşlar. Buda insandan önce insan benzeri varlıklar olduğuna bir gerekçe ve bu böyle sürüpte gidebilir belki yani biz kıyameti yaşadıktan sonra Allah başka bir tür yeni bir kul yaratabilir kendini tıpkı Cinleri insanlardan önce yarattığı gibi. Anlamaya aklımız yetmiyor ama Kur-an' ın yol göstericiliği bir yerde bitiyor. Ondan sonrası İnsanı kalmış birşey sanki...

Öncelikle, ‘ihtiyaç’ yaratılmışlara özgü bir olgudur. Yerine getirilmediği takdirde aciz bırakan bedensel ve maddî gerekliliklerdir. Ağaç için toprak ve su gibi, insanlar ve hayvanlar için solunum gibi, yemek, içmek gibi... Eylemin yönü ise, dışarıdan içeriye doğrudur. Muhtaç olan varlık aciz duruma düşmemek için ihtiyaçlarını dış âlemden karşılar. Sıfatsal gereklilikler ise, yerine getirilmediği takdirde aciz bırakmaz, ancak o sıfata gölge düşer. Örneğin bir hekim için, bir trafik kazasında yaralanan insanlara yardım etmek ‘hekimlik’ sıfatının gereğidir. Bu yardımı yerine getirmediği zaman hekim olan şahıs acziyete düşmez, ancak sahip olduğu sıfatın gereğini yerine getirmemiş olur. Bu durum o sıfatı çirkinleştirir. Yine, cömertlik sıfatı, ihsan etmeyi gerektirir. Neticesinde ihsanın olmadığı bir cömertlik tasavvur edilemez. Bu tarz gerekliliklerde eylemin yönü içeriden dışarıya doğrudur. İçerideki sıfatsal zenginlikler, manevî güzellikler, kemal mertebedeki erdemler dışarıda tezahür etmek isterler.
Örnekleyerek açacak olursak, nasıl ki Mozart’ı beste yapmaya, Yunus’u şiirler söylemeye, Mevlana’yı mesnevîler yazmaya özlerinde var olan coşkular ittiyse ve bu coşkularda en küçük bir çirkinlik yoksa, neticelerde çirkinlikler değil güzellikler açığa çıktıysa; bilinmez ve kavranamaz derecede yüksek coşkular, sıfatlar, kemal mertebede erdemler sahibi olan Zat’ı Akdes de, zâtındaki tarifinden aciz kaldığımız coşkuyu ve kemâli yaratmakla meydana koymuştur. Nasıl ki beste dinleyicisiz olmaz, şiir okuyucusuz yerini bulamaz.. bu bilinmeyen ve tanınmayan Yaratıcı, meydana koyduğu bu coşkulu varlıklar bestesini, kainat orkestrasını muhatapsız bırakmayacak, muhatap olacak şuurlu varlıkları mutlaka yaratacaktır. Öncelikli olarak bu mükemmel besteye muhatap olanlar, şuur ve idrâk kabiliyetleriyle donatılarak yaratılan meleklerdir.
İşte, melekler şuûrlarıyla, eserdeki ve yaratılıştaki harikuladeliğin ve kemâlin ayrımına varmakta, sanatlı eserlerde ve rahmetli fiillerde yansıyan kemâl ve cemâlin sahibini idrak etmektedirler. Alemlerinde uyanan duyguları hamd ve tesbih ile Rablerine arz ederek yerine getirdiler ve getirmektedirler. Ancak melekler perdesiz bir bakışa imkan verecek bir donanımla, yine gerçeğin perdesizce, doğrudan ve düşünmeksizin görülebileceği bir ortamda varoldukları için, tasdik ve itaat onlar için neredeyse kaçınılmazdır. Onların itaatleri bir robot gibi değildir; ama, bir annenin bebeğini sevmesi gibi kaçınılmazdır. Hatta daha derin bir algılamayla, daha derin bir sevgi ve tasdik ile yaratıcılarına bağlıdırlar. O’nun eserlerini de aynı derinlik ve saygı ile seyreder, hamd ve senâlarını doğrudan O’nun zâtına sunarlar.
İnsan ise, kainatta kendini gösteren cemâl ve kemâle özgür ve özgün bir muhatap olarak yaratılmıştır. Oysa, Yaratıcının varlığının, kudretinin, azâmetinin ve icraatlarının doğrudan görülebildiği, Zât’ının otoritesinin perdesiz yaşandığı bir ortamda, insandaki özgürlüğün açığa çıkması mümkün değildir. Bu nedenle kemal mertebedeki sıfatları şiddetle görünmek istediği halde, hikmetinin gereği olarak iradesiyle Zât’ını gizleyecektir ve gizlemiştir. Yağmur artık buluttan gelecektir, tohum toprakta çatlayacak, nevş-ü nema bulacaktır. Yemek ateşte pişecek, susuzluk su ile giderilecek, ayaklarla yürünecek… her şey için bir sebep bulunacaktır. Böylece melekler katında doğrudan O’nun kudretinin sanatlı birer eseri olarak görülen varlıklar ve haller, insanın bulunduğu mertebede sebeplerin araya girmesiyle perdelenecektir ve perdelenmiştir.
İnsandaki özgünleşmenin temel şartı özgürlük, özgürlüğün gereği ise irade, yani tercih yapabilme yeteneğinin varlığıdır. İrade ise ancak tercih imkânının bulunduğu bir ortamda gelişebilir. Tercih ise yol ayrımlarını, zıtların araya girmesini gerektirecek, bu süreç nihayet hayrın ve şerrin yaratılmasıyla sonuçlanacaktır. İşte, hayır ve şer nihayetsiz çeşitlilik içerisinde yaratılmış ve insanın zemini bunlarla donatılmıştır. Böylece insan, mahiyetine yerleştirilmiş olan özelliklerin, yani insaniyetinin açılımı için bir eğitim ve imtihan sürecine tabi tutulacaktır. Ancak, bu insanî açılımın bir netice verebilmesi için, işleyen sürecin bir sınırı, bir sonu olmak zorundadır. Çünkü insan, anne karnındaki gelişim sürecinin bir sınırı olması ve bu sınırın dünya hayatına açılması gibi, özünde meydana gelen gelişimin ve açılmın karşılık bulabileceği bir ortama, asıl vatanı olan ahiret alemlerine alınacaktır. Öyle ise hayır ve şer ortamında işleyen süreç sınırlandırılacaktır. İşte, bir sınır olarak ömür tayin edilmiş, ölüm takdir edilmiştir.
Bu kainatta işleyen nihayetsiz kerem ve hikmet var olan herşeyi bereketlendirmektedir. İsraf olmadığı gibi, bereketlendirici sebeplerle daima en azami bir noktada verim alınmaktadır. Öyle ise bu işleyen süreç en üst düzeyde bereketlendirilecektir. Bu nedenle de hayır ve şer tahrik ettirilecektir. İşte birer tahrikçi olarak ilham melekleri hayrı çoğaltmak üzere yardımcı olarak insanın yanına verilmiş, şeytanlar birer şer tahrikçisi olarak başına musallat edilmiştir.
İnsanın, bu perdeli diyarda neden var oluğunu, nereden geldiğini ve nereye gittiğini, kim tarafından ve hangi amaçlarla gönderildiğini, neyin hayır ve neyin şer olduğunu bilmeye ihtiyacı vardır. Tüm bunlar ve ihtiyacı olabilecek her türlü ilahî tarif, talim ve bilgi Kur’an olarak önüne konulmuştur. Tüm bu maksatların yaşayan bir numunesi olarak Peygamber (s.a.v.) önüne rehber ve imam olarak tayin edilmiştir. Artık insan neyi, nasıl ve niçin yapması gerektiğini kesin olarak bilecektir.
İnsanın mahiyeti bu perdeli diyarda, perdesiz bir muhatabiyeti yakalayabilecek donanımla var edilmelidir ki, perdelerin arkasında yitip gitmesin, gerektiği gibi yolunu bulabilsin. Bu nedenle, Zat’ının sıfatlarını en derinden algılayabilmesi için lezzetlere aşık bir nefis verilmiş, önüne ise lezzetlerin binbir çeşidi ikram olarak serilmiştir. Böylece insan, kendisini yaratarak hayata gönderen terbiye edicisinin sıfatlarını, meleklerin görerek algıladıkları bir mertebeden çok daha derin bir noktada yaşayarak algılayabilecektir. Ancak bu yakın lezzetlere aşık nefsin, çok yüksek gayelerle yaratılan insanın yaşantısını lezzetlerle tarif etmeye çalışmaması için özgürlüğünün perdelenmeyeceği sınırlara ihtiyacı vardır. İşte sınırlar, sözlü yaptırımlar olan yasaklarla, şer’î prensipler olarak yaşantısına dahil edilmiştir. Yine kendisine giden yolu farzlarla kolaylaştırmıştır.
Diğer taraftan, perde gerisinde yaşayan ve nazarına ilk olarak perdedeki görüntüler ve ilişkiler çarpan insanın, bu ilişkileri özgürce sorgulayarak sebep-sonuç bağlantılarını aralayacak, bu bağlantılar arkasında kendini gösteren gerçeklere ulaşmaya vesile olacak bir donanıma ihtiyacı vardır. İşte bu nedenle akıl verilmiş ve tüm varlıklar aklın yorumlayabileceği bir ilişki ağı içerisinde yaratılmıştır.
İnsanın mahiyetine, her türlü isteğin ve reddin yoğunlaştırılmış bir hali olarak tanımlayabileceğimiz bir öz olarak fıtrat yerleştirilmiştir. Fıtrat dediğimiz bu ‘öz’ün, şuurla ciddi bir irtibatı vardır. Hakla batılı ayırt edebilmesi için şuur ikram edilmiş; fark ettiği noktada tavır koyabilmesi için, fıtratın ve şuurun birlikteliğinin bir diğer ismi olan vicdanla desteklenmiştir. Bilgilerini ve yaptıklarını hatırlayarak düşünebilmesi için hafıza ihsan edilmiştir. Düşüncelerin görsel planda değerlendirilebilmesi için ise, hayal ekranı yerleştirilmiştir mahiyetine. Her türlü anlamı yoğunlaştırıp kavrayabilmesi, sevgiye dönüştürebilmesi için kalpler verilmiştir. Coşkulara dönüşme potansiyeli taşıyan yoğun nefret ve istek duyguları, her şart altında sıkıntıdan kurtulması için her yönle ilgilenen heva ve heves hisleri ihsan edilmiştir.
Ve nihayet, ulaşılan tüm gerçeklerden ve kavranılan tüm özelliklerinden, sıfatlarından sonra, insana benlik duygusunu ikram etmiştir. Gerçek şudur ki, ‘ben!’ ve ‘benim!’ duygularını hissedebildiğimiz içindir ki, ‘kim?’ ve ‘kimin?’ sorularını sorabiliyoruz. ‘Bu benim’ diyebildiğimiz içindir ki, ‘bu kainat kimin?’ sorusunun peşine düşebiliyoruz. Yine, merhamet edebilir, şefkati, hayayı, adaleti duyumsayabilir, sevgiden, nefretten, aşktan nasip alabilir bir mahiyetle yaratıldığımız ve bu özelliklerimizi sahiplenebilecek bir benlik duygusu ikram edildiği içindir ki; Zât’ı Akdes’in sevgisini, şefkatini, yaratmadaki coşkularını farkında bile olmadan kıyas yaparak kavrayabiliyoruz. Şefkat duygusu verilmeseydi bize veya hayvanlarda olduğu gibi benliğimizle ilintilendirilmeseydi, O’nun şefkatini sorgulama ve nihayet kıyas yaparak kavrama imkanını bulabilecek miydik?
Nihayet; nihayetsizliği, mutlakiyeti düşünebilecek miydik? Ve sıfatlarını ve coşkularını kendi varlığımızdaki sıfatlara ve coşkulara kıyasen bir derece yanaştığımız bu Zât’ı Akdes’i kavramaktan ne derece aciz olduğumuzu kavrayarak, O’na en yakın noktaya gelebilecek miydik? Özetle insan, doğrudan bir etkileşim içerisinde kalmadan, O’nun yaratmasındaki kemâli, sıfatlarındaki nihayetsizliği ve nihayetsiz güzelliği, Zât’ındaki tarifi mümkün olmayan coşkuları kavrayabilmek için; bu kavrayışındaki anlamları ‘özgürce tasdik’, ‘coşkularıyla ifade’, ‘gıyabında, sözlü olarak ilan’ ve ‘görmedikleri Rablerinin huzuruna, görürcesine bir yakınlık içerisinde sunmak’; nihayet, ‘O’nun kavranmaktan da yüce olduğunu kavramak’ üzere yaratılmıştır. Yani, varoluşunun gayesi, yarattığı varlıkları seven, bu sevgisini ikramlarla ortaya koyan, özellikle insana karşı özel bir sevgisi ve özenli bir muamelesi olan, bu sevgisini ve özenini, binbir ihsan ve rahmet yansımalarıyla ispat eden Allah’a karşı; ibadetleriyle bu sevgiye layık olduğunu ispat etmesi, ubudiyetiyle bu sevgiyi geliştirmesi ve O’na yakınlaşmaya çalışmasıdır. Bu çabanın son basamağındaki engel, Yaratıcısına ulaşan yolda yıkması gereken son duvar, insanın kendi benliğidir. İnsan, ilahî bir ikramla bu engeli de aştıktan sonra, meleklerin ulaşmasının mümkün olmadığı noktaya varmış, onların aşmaları mümkün olmayan bir engeli de aşıp, melekleri Adem’e secde ettirten o hakikate râm olmuş olacaktır.
__________________
Dü?ün ve hEpimÏzÏ sok et böylecE‼

quer Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 29.09.2007   #13 (permalink)
 
зяαy  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Şub 2007
Nereden: Balıkesir / Ayvalık
Mesajlar: 374
Varsayılan

Arkadaşım o kadar yazı koymuşun o kadar laf cambazlığı yapılmış, uzatılmışta uzatılmış. Ama bu sorunun cevabı yok sanırsam ya da bu cevabı bulmak için forum sitesi yanlış biryer. Yinede sağol verdiğin bilgiler için
__________________
..baş role koyar kendini, hayatının en yalanı olan ama en doğrusuymuş gibi görünen tüm o sahnelerde..
зяαy Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 29.09.2007   #14 (permalink)
 
quer  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Eyl 2007
Nereden: Alanya
Mesajlar: 19
Varsayılan

Kardesim benimde amacım kafandaki sorunun cevabını bulmak.Sen en iyisi mahallendeki camii nin hocasına sor kafandaki soruyu biz sana burada yardımcı olamayız. K.İ.B FAZLA KAFANA TAKMA
__________________
Dü?ün ve hEpimÏzÏ sok et böylecE‼

quer Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 29.09.2007   #15 (permalink)
 
Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: ıstanbul
Yaş: 21
Mesajlar: 263
Varsayılan

yaratmış işte allahın işine karışılmaz sen tapmaya bak ;)
__________________
Biz istersek meskeni alem,alemi kral,Kralı soytarı ederız,biz istersek zamanı alır gunesı batırır kıyametı koparır gıderız
turkıshnazi Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Bu mesaj için turkıshnazi kişisine teşekkür edenler:
Pter (29.09.2007)
Eski 29.09.2007   #16 (permalink)
 
Katılma Tarihi: Eyl 2007
Nereden: kayseri
Mesajlar: 16
Varsayılan

bazen ınsanın aklı herseye ermez yanı bu konuyu anlasakta anlayamayız.... evet ALLAH onu tanımamız ıcın yaratmıs bızı bızım uzerımızde ALLAHın sıfatları vardır yanı esmaul husna... bu ne guzel bı nımettır demı cok ozelız yanı olaya bu yonden bakın O nun hıcbıseye ıhtıyacı yokken bız ALLAHı tanıma fırsatı bulduk bu ayrıcalıktır..

ve herseyın cevabını ahırette ogrecenegız belkı... yada ayetlerı ıyı anlayarak....
__________________
cennete dü$en ılk yagmur damlası olsam ke$ke....
tu@na Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Bu mesaj için tu@na kişisine teşekkür edenler:
зяαy (29.09.2007), Pter (29.09.2007)
Eski 30.09.2007   #17 (permalink)
art of bodybuilding
 
Yusuf  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Eki 2006
Nereden: İstanbul
Mesajlar: 428
Varsayılan

arkadaşlar sınırsız bi varlıktan sözediyoruz. onu anlamak kolay değil öyle .
__________________
Herkes halâ artis ve ben halâ yönetmenim !


Rekabet etmem, takip edilirim.




Yusuf Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 13.10.2007   #18 (permalink)
 
himalaya04  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Eki 2007
Nereden: sakarya
Yaş: 32
Mesajlar: 92
Varsayılan umarım aradığın cevabı almışsındır

Soru:
Yüce yaratıcı Allah insanları neden yaratmıştır?

Cevap:
Allah Teâlâ'nın yüce ve kâmil sıfatları vardır, bunlardan biri de yaratma sıfatıdır. Bu sıfatın âtıl olması, hiç olmaması gibidir, faal olması ise devamlı yaratmanın bulunmasını gerektirir. Allah yaratandır, en güzel yapandır, mutlak iyilik, güzellik ve kemaldir. İşte bu sıfatların eseri, tecellîsi (ilgili olduğu yerlerde eserlerinin görülmesi) diğer varlıklar arasında insanın da yaratılması sonucunu doğurmuştur. İnsan Allah'ın, birden fazla sıfatının tecelli ettiği, eserinin görüldüğü bir varlıktır, yaratılmışların -bu bakımdan- en kâmilidir. Yaratılış amacına uygun olarak varoluşunu gerçekleştirdiği takdirde (yani Allah'ı bilme, O'na inanma ve O'nun rızasına uygun bir hayat geçirme amacını gerçekleştirmesi durumunda) insan, dünya ve ahirette mutlu olacak, Allah Teâlâ'nın nice sıfatlarının eseri onda tecellî edecek, ilâhî güzelliklerin -deyim yerinde ise- kopyası, yansıması onda gerçekleşecek, ölümden ve kıyametten sonra gelecek/yaşanacak olan ebedî ahiret hayatında ise yine Yüce Mevlâ'nın ebedîlik sıfatının insancası yaşanacaktır.

bu tarz soruları sormadan önce o'na ne kadar kulluk yapabiliyoruz önce onu düşünsek.!!
himalaya04 Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 13.10.2007   #19 (permalink)
 
зяαy  Görüntü Resmi
 
Katılma Tarihi: Şub 2007
Nereden: Balıkesir / Ayvalık
Mesajlar: 374
Varsayılan

Alıntı:
himalaya04 Demişki : Mesajı Göster
Soru:
Yüce yaratıcı Allah insanları neden yaratmıştır?

Cevap:
Allah Teâlâ'nın yüce ve kâmil sıfatları vardır, bunlardan biri de yaratma sıfatıdır. Bu sıfatın âtıl olması, hiç olmaması gibidir, faal olması ise devamlı yaratmanın bulunmasını gerektirir. Allah yaratandır, en güzel yapandır, mutlak iyilik, güzellik ve kemaldir. İşte bu sıfatların eseri, tecellîsi (ilgili olduğu yerlerde eserlerinin görülmesi) diğer varlıklar arasında insanın da yaratılması sonucunu doğurmuştur. İnsan Allah'ın, birden fazla sıfatının tecelli ettiği, eserinin görüldüğü bir varlıktır, yaratılmışların -bu bakımdan- en kâmilidir. Yaratılış amacına uygun olarak varoluşunu gerçekleştirdiği takdirde (yani Allah'ı bilme, O'na inanma ve O'nun rızasına uygun bir hayat geçirme amacını gerçekleştirmesi durumunda) insan, dünya ve ahirette mutlu olacak, Allah Teâlâ'nın nice sıfatlarının eseri onda tecellî edecek, ilâhî güzelliklerin -deyim yerinde ise- kopyası, yansıması onda gerçekleşecek, ölümden ve kıyametten sonra gelecek/yaşanacak olan ebedî ahiret hayatında ise yine Yüce Mevlâ'nın ebedîlik sıfatının insancası yaşanacaktır.

bu tarz soruları sormadan önce o'na ne kadar kulluk yapabiliyoruz önce onu düşünsek.!!
Arkadaşım çok sağol aradığım cevap bunun gibi birşeydi...

Bu arada elimden geldiği kadar kulluk yapıyorum demicem.. Çünkü elimden daha da fazlası gelebilir fakat mümkün olduğu kadar kulluk yapıyorum ...
__________________
..baş role koyar kendini, hayatının en yalanı olan ama en doğrusuymuş gibi görünen tüm o sahnelerde..
зяαy Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Eski 18.10.2007   #20 (permalink)
 
Katılma Tarihi: Eyl 2007
Nereden: ??
Yaş: 33
Mesajlar: 58
Varsayılan

Alıntı:
quer Demişki : Mesajı Göster
Arkadsım zaten veriyor..
veriyor dogru ama anlamak istemeyen ve halla ISlamda bir aciklik görürüm düsüncesiylen soru soran zavalilar var..

selametle
-MRT- Şuanda Forumda Değil   Alıntı yaparak cevapla
Cevap


Şu Anda Konuyu İnceleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bizi de alın askere... staticiation Haberler & Gündem & Tartışma 1 18.06.2007 19:54
affet bizi ATAM...!!! ßluet®ojan Atatürk 0 08.04.2007 15:46
Üçüncü gol bizi bitirdi The Answer Galatasaray 0 24.09.2006 15:30
Zidane'ın Kafası Diplomatik Kriz Yarattı! WaDe TiMe Dünya Kupası 1 12.07.2006 19:43


Şu anki forum saati: 12:40.


cnt hizmet sağlayan firma
ForumTi.com'un yapımı ve yayınlanması CNT'ye aittir.
Sitedeki içerikleri foruma ücretsiz şekilde üye olabilen ziyaretçiler oluşturur. Bu içeriklerin sorumluluğu yazana aittir.
Eğer yasak ve aykırı içerik tespit edilirse site yöneticilerine bu konular bildirilir ve kaldırılır. Site yönetimi haberdar edildiğinde sonuç alınamaz ise servis sağlayıcı CNT'ye bildiride bulunabilirsiniz.
vBulletin® v3.7.2, Copyright ©2000-2008, Jelsoft Enterprises Ltd. Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258