|
|
#1 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
YOLLARIN SONU
Bugün yollanıyorken bir gurbete yeniden Belki bir kişi bile gelmeyecektir bize. Bir kemiğin ardında saatlerce yol giden İtler bile gülecek kimsesizliğimize. Gidiyorum: Gönlümde acısı yanıkların... Ordularla yenilmez bir gayiz var kanımda. Dün benimle birlikte gelen tanıdıkların Yalnız bir hatırası kaldı artık yanımda. Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz; Çünkü bu yol kutludur, gider Tanrı Dağı'na. Halbuki yoldaşını bırakıp dönenlerin Degişilir topu da bir sokak kaltağına. İster düşün... Kendini ister hayale kaptır... Uzar, uzar, çünkü hiç sonu yoktur yolların. Bakarsın aldanmışşın, gördüğün bir seraptır Sevimli bir hayale açılırken kolların. Ey doğunun alnımı serinleten rüzgarı! Ey karanlıkta bana arkadaşlık eden ay! Arzularim bir oktur, aşar ulu dağları, Düştüğü yer uzakta dilek adlı bir saray. O sarayda bulunca Tanrı'laşan erleri Artık gözüm arkaya bir daha dönmeyecek. Hepsi sussa da "Kür Şad" uzatarak elini: "Hoş geldin oğlu ATSIZ, kutlu olsun" diyecek. |
|
|
|
| Bu mesaj için ALANGUVA kişisine teşekkür edenler: |
pusat5000 (10.08.2007)
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
TOPRAK - MAZİ Gel arkadaş, gel seninle az dertleşelim: Okuyarak hayat denen koca kitabı Gönüldeki yaraları biraz deşelim. Gömdüm kara topraklara melekten iyi, Perilerden nazlı, güzel bir sevgiliyi. Derin derin sızlıyor gönlümde yaram, Bana artık her saadet olmuştur haram. Beni sardı kefen gibi mazinin tülü, Yere batsın bu toprakla bu korkunç mazi! Orda çünkü sevgilimle sevgim gömülü… Hey arkadaş sözünü bil, hem kendine gel, Bahtiyarlıklara olmaz ölümler engel. Bir sevgili kızı senden aldıysa toprak Bun a katlan, toprak için çünkü bu bir hak! Hem yaratan, hem büyüten topraktır bizi, Üzerinde işitiriz ilk ninnimizi; Fışkırttığı serin sular bize can verir; Ormanları gönlümüze heyecan verir. Hey arkadaş sende insaf duygusu yok mu? Sana her şey veren, seni büyüten toprak Senden bir tek kız aldıysa acaba çok mu? Doğup ölmek… Millet için bunlar bir hızdır, Toprak bizim beşiğimiz, mezarımızdır. Toprak bizim anamızdır… İnsan yasına Kapılarak nasıl söver öz anasına? Hakikat ne şu göklerin derinliğinde, Ne suların şairane serinliğinde… Aristonun mantığında zerresi yoktur, Fisagorda, Eflâtunda nebzesi yoktur. Mefkûreler âleminde olunca kıtlık Kafaların içerisinde başlar çıfıtlık: Bir budala “zulüm yeter!” diye haykırır, Bir it çıkar “proleter” diye haykırır! Bir hayvanda hâkim olur cinsî heyecan, Froyt denen yahudiye gider verir can… Kimi kördür… Kendisine büyük gelir pek Lenin denen o maskara vatansız köpek… O ne felsefe ne de “din”in “hiç”inde, O, toprağın asırlardan beri içinde… Hakikati bulmak için onu eşmeli, Yükselmekten bir şey çıkmaz, derinleşmeli… Göğe doğru yükselenler bir gün yorulur, Derinleşen hakikati toprakta bulur. Şu ne başı, ne de sonu olmıyan toprak Gömdüğümüz vücutlardan gıda alarak Bize hayat verir, bize tarih, mazi yaratır. Mazi köhne kitap değil, şanlı bir satır… Mazi ırkın yarattığı çoksun bir seldir, Mazi bizim alnımızı göğe yükseltir, Geçmişlerin gecesinden ışık alırız… Bir düşünsen mazideki olan işleri Hâdisatın büyüklüğü seni şaşırtır. İstersen gel yadedelim o geçmişleri… Kaynar elbet damarında halis Türk kanın, Damarında çünkü kanı var “Atilâ”nın, Avrupanın her ırkından toplanan ordu Onu Galya ovasında zorla durdurdu. İradesi yenilmeden sinirle ete Vatan için karısını bırakan “Mete” Yasa için kardeşini öldüren “Çingiz” Yeryüzünde bırakmadan küçücük bir iz Geçip giden milyonlarca adsız kahraman, Ki her biri bugün bize vermektedir şan, Bu erlerin cisimleri toprakta kaldı, Hangisini hangisinden üstün tutmalı? Her birisi bu toprağın, bu ırkın malı… “Tonyukuk”un gizlenmiştir dehâ kanında, Bismark onun at uşağı olmaz yanında… “Alp Arslan”la “Kılıç Arslan” şanlı bir fasıl Avrupayı rezil eden “Yıldırım”… Nasıl? Düşünsene ne biçim bir kahraman erdir Ankarada Yıldırımı eriten “Demir”… Bu kadar mı? Bu saydığım ancak bir kaçı! “Katerin”le neler yaptı acaba “Baltacı”? Anafarta cephesinde kim durdu en son? İlk dayağı kimden yedi kuduz Napolyon? Sevdiğin kız şu toprağa eğer girdiyse, Sen toprağı eskisinden fazla benimse. Bil ki toprak ebediyen senin olmuştur. Bu dünyada bizim bir genç kızı sevmemiz Filhakika gayet doğru, hem de çok temiz Bir gayedir… Fakat bunun hududu dardır… Sevgiliden sevgili bir mefkûre vardır. Biz kız solar, yahut senin tükenir aşkın, İnsan kalmaz uzun zaman neşeli, taşkın… Ya mefkûre? Ebediyet onunla birdir, Kişioğlu müebbeden ona esirdir. En mukaddes iki “Var”a böyle söversen, Toprak ejder, mazi kanlı bir gece dersen, İleriye bakamazsın, gözün kamaşır. İstikbali kucağında bu mazi taşır… Arkasında olmasaydı şanlı bir mazi Bu milletten çıkar mıydı bir büyük “GAZİ”? Kara toprak yine bizden gıda almasa Kalır mıydı aramızda türe yasa? Mazi bizim atamızdır, toprak anamız, Biri bizi yetiştirir, biri verir hız. Bu toprağa nasıl dersin kara bir ölü Ki bağrında bütün şanlı ecdat gömülü. Yabancılar bir gün yine akın ederse, Ve zaferi kendisine yakın ederse, Sevgilimi aldı diye bu kara toprak Tarihin ün meydanında uzun kalarak O toprağın uğruna sen can vermez misin? Bu maziyle bu toprağa küfürden sakın, Kendine gel, iradeni üstüne takıl! Savaşları, türeleri, yasalarıyla Zaferleri, bozgunları, tasalarıyla Mazi ırkın yarattığı bir şaheserdir… Hey arkadaş, sapıtmışın, doğru yola gir; Hakkı neyse ver maziyle kara toprağın… Onlar değil efsaneyle cansız bir yığın! Bu ikisi ebediyen kutlanacaktır… Ve bunları inkar eden, bil ki alçaktır… |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
YARININ TÜRKÜSÜ Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin! Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin! Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde; Keder, elem her ne varsa geride kalsın! Tehlikeler duman gibi tüterken yerde Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın. Kahramanlar yürük gider ölüme karşı, Bir sevgili gibi onu basar bağrına! Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı, Yürüyelim şu doğmakta olan yarına... Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm! Bizim bütün talihimiz sende saklıdır. Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm, Zevki sende arayanlar elbet haklıdır. Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir? Çanakkale şehitleri dirildiler mi? Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir? Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi? Saflarımız seyrelse de yine ileri!.. Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak! Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri; Kanımızla burda yarın güller açacak. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
TÜRKLERİN TÜRKÜSÜ Dilek yolunda ölmek Türklere olmaz tasa, Türk'e boyun eğdirir yalnız türeyle yasa; Yedi ordu birleşip karşımızda parlasa Onu kanla söndürüp parçalarız, yeneriz . Biz Tufanı yarattık uyku uyurken batı, Nuh doğmadan kişnedi ordularımızın atı. Sorsan şöyle diyecek gök denilen şu çatı: Türk gücü bir yıldırım Türk bilgisi bir deniz. Delinse yer, çökse gök yansa kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan tipiden kasırgadan yılmayan, Ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz.... |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
SELAM İçim yine sevinçle dolup yanıyor; Sanki deniz olmuş, dalgalanıyor. Uzak uzak ülkelerden döndüm seferden; Yaralarım ağır, fakat mestim zaferden; Zafer, ümit kaynağının bir çeşmesidir. Zafer bir çok gönüllerin birleşmesidir. Gönülleri birleşenler ölse de bir gün Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün. Gönülleri birleşenler! Selam sizlere! Uzaklarda dertleşenler! Selam sizlere! Selam sana hücrelerde benzi solan genç! Selam sana ey yılları heba olan genç! İstikbalim gitti diye yaslanma sakın! İstikbalin değil, ruhun Tanrı'ya yakın! O yalancı istikbale bir perde indir! "Gerçek yarın" unutma ki bir gün senindir! Selam sana yavrusundan ayrılan kadın! Kimbilir sen gizli gizli nasıl ağladın! Ne bir damla gözyaşı dök, ne yasla dövün; Sen yaşarken öksüz kalan yavrunla övün! Gür sütünle asladığın erlik cevheri Yapacaktır onu yaman bir çeri... Tek bir kadın değilsin sen... Sen bir ocaksın! Madem ki bir adın Atsız, katlanacaksın! Kafkasya'da can veren bir şehidin kızı Bir çeliktir... Yüreğinde erir her sızı... Varsın, bağrın fırkatıyle yavrunun yansın... Yansın, dayan! Çünkü sen de bir kahramansın! Ey ekmeği alınanlar! Selam sizlere! Ey rütbesi çalınanlar! Selam sizlere! Kardeş yahut arkadaştır diye evleri, Ocakları dağıtılan ülkü devleri! Selam size! Üstünüzde bütün bakışlar, Bir gün olur, tarih sizi elbet alkışlar! Ey ciğeri parçalanan kahpe veremden Ne beklersin dünyadaki sahte keremden? Ciğerlerin sönüyorken Tanrı'yı andın; Tasa etme, gerçekleşir mukaddes andın. Hepinize sevgilerle coşkun selamlar! Şehitlerimiz bile sizi belki selamlar İçtiğiniz ıztıraplar size kımızdır Bu acılar mazimize selamımızdır. En tatlı bir hayalimdir bu selam benim Kırk derece sıcaklıkta erirken tenim... Çekiyoruz bunalarak fakat ne çıkar? Ulu Tanrı bir gün elbet bizi yargılar. Bütün dünya sağırlaşsa o bizi dinler O'nun rahmet denizinde ruhlar serinler. Ey hırçın genç, ey güzel kız! Bırakın yası... Yeter temiz gönüllerin bizi anması... Toprak ana uyuturken koynunda bizi Yarinkiler biçicektir ektiğimizi, Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır, İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır! Selam şanlı mazimize! Selam yarına! Selam zafer ordusunun silahlarına! Ey geçmişin yiğitleri! Selam sizlere Ey yarının şehitleri! Selam sizlere! Siz tarihe yazıyorken şanlı bir satır Aranızda bulunacak güleç bir batır Atsız oğlu Yağmur denen bu yağız çeri Atılarak hepinizden daha ileri Güldürecek babasının yanık ruhunu Ruh ve yürek sağırları anlamaz bunu Karışınca gövdem yurdun topraklarına Ruhum uçar ırkımızın bayraklarına, Varlığın sevgisi onlara taşır Kendisi de ay-yıldıza belki karışır Bir gün gelip ırkımızın gürbüz erleri Adım adım dolaşırken kutlu yerleri Vaktiyle bir Atsız varmış derlerse ne hoş Anılmakla hangi bir ruh olmaz ki sarhoş? Haydi artık dinsin bütün ıztırapların Ufuklardan sanlı bir gün doğacak yarın Güzellikle sıcaklıkla ve ihtişamla... Kumandasız hazır olup onu selamla! Gönlündeki yaraların kanını dindir... Yüzde yüz Türk olduğun gün cihan senindir... |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
TÜRK KIZI Pınar başına geldi Bir elinde güğümü; Çattı yay kaşlarını Görünce güldüğümü, Bağlamıştı gönlümü Saçlarının düğümü. Bilmiyordum bu örgü Acaba bir büğü mü? Sordum: Nerdedir yerin? Nedir senin değerin? Yedi kıral vurulmuş, Ne bu ceylan gözlerin? Hangisine varırsın Bu yedi ünlü erin? Şöyle dedi bakarak Göklere derin derin: Kıralların taçları Beni bağlar büğü mü? Orduları açamaz Gönlümdeki düğümü. Saraylarda süremem Dağlarda sürdüğümü. Bin cihana değişmem Şu öksüz Türklüğümü... |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() Katılma Tarihi: Mayıs 2007
Nereden: İzmir
Yaş: 18
Mesajlar: 20
|
YALNIZLIK Yine akımda bugün sen varsın, Yine derdinle hayalim hasta. Bürüsün kalbimi derdin sarsın; Bir ümit var bu tükenmez yasta. Bir yaram var! Ona merhem vurman, Bir hayaldir ki gönülden taşıyor. Ayırırken bizi yollar ve zaman, Sana kalbim daha çok yaklaşıyor. Nerde bilmem o geçen günlerimiz? Artık onlar yeniden gelmeyecek. Nerde kırlar, uzayan yol ve deniz, O öten kuş, o güzel pembe çiçek? Göklerin ziyneti mes’ut kuşlar Ötüşürlerdi yağarken yağmur. Şimdi onlarda melul olmuşlar, Çünkü artık ne ışık var, ne de nur. Dinledik rüzgarı sessiz sessiz Okuyorken bize bir gamlı kitap. Suya çizmişti gümüşten bir iz, Yükselirken gece dağdan mehtap. Şimdi hülyaya gömülmüş ölüyüm; Ne gelen var, ne giden var, ne soran. Iztırap yaylasıyım gam çölüyüm; Esiyor sadece gönlümde boran. Bir hayal alemi ardında; uzak, Sisli iklimlere sürdüm, gittim. Varlığım burda sönüp kaybolacak... Belki ben şimdiden öldüm... Bittim... |
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu İnceleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Nihâl Atsiz'in Savunmasi | CoolmanJr | Tarih | 2 | 04.06.2007 23:49 |
| Atatürk şiirleri. | nefretnet | Atatürk | 6 | 09.04.2007 15:28 |