|
|||||||
| İslamiyet İslam dini hakkında her şey |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#1 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
Ahir zamanda gerçekleşeceği bildirilen, tüm inananların büyük bir şevk ve heyacanla bekledikleri iki büyük ve önemli olay vardır. Bunlardan biri Hz. İsa’nın yeryüzüne tekrar gelişi, ikincisi ise tüm Müslümanlara rahmet ve bir hidayet önderi olarak geleceği bildirilen Hz. Mehdi’nin ortaya çıkışıdır. Hz. İsa ve Hz. Mehdi, Allah’ın izniyle Kuran ahlakını yeryüzüne yerleşik kılacaklardır.
Peygamberimiz (sav)'in sözlerinde bu iki kutlu şahsın gelişi hakkında fiziksel özellikleri, nerede ve hangi tarihlerde ortaya çıkacakları, ne gibi faaliyetlerde bulunacakları ve onları diğer insanlardan ayırt eden ve tanınmalarını sağlayacak özellikleri gibi konularda çok detaylı bilgiler verilmiştir. Hadislerde bu kadar detaylı bilgi ve işaretler verilmesinin bir hikmeti de, ortaya çıktıkları zaman bu kişilerin kolaylıkla tanınabilmelerine yöneliktir. Ancak on dört asırdır heyecanla beklenmelerine ve haklarında bu kadar çok tanıtıcı bilgi olmasına rağmen, hadislerin işaretlerine göre, bu mübarek şahıslar ortaya çıkışlarının ilk dönemlerinde insanların büyük bir kısmı tarafından fark edilemeyeceklerdir. Kuran ayetlerinde ve Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde bu önemli şahısların neden tanınamayacaklarını da açıklayan bazı bilgiler ve işaretler yer almaktadır: Deccal ikna ve telkin gücünü kullanarak Hz. İsa ve Hz. Mehdi’nin tanınmalarını engellemeye çalışacaktır Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, ahir zamanda ortaya çıkacak olan Deccal’in, çeşitli batıl yöntemler kullanarak insanların Hz. İsa ve Hz. Mehdi'yi tanımalarına ve onlara uymalarına engel olmaya çalışacağı bildirilmektedir. Hadislerdeki işaretlere göre, Deccal’in bu amaçla kullanacağı yöntemlerden biri insanların nefislerine ve hevalarına hitap ederek onları etkisi altına alması ve böylece dilediği gibi yönlendirmesi olacaktır. Bunun için insanların nefislerine hoş gelebilecek her türlü araç ve yöntemi kullanarak kendisini sevdirmeye ve sempatik göstermeye çalışacaktır. Bu çabaları sonucunda, insanlar onu nefsen sevecekleri için, ahlaken sevmeye gerek duymayacaklardır. Deccal insanları etkisi altına alabilmek için çeşitli ikna ve telkin metodları kullanacaktır. Bediüzzaman bir sözünde Deccal’in birtakım hipnoz yöntemleri kullanarak çevresindeki insanları etkisi altına alacağını belirtmiştir: ... Onların başına geçen en büyükleri, ispritizma ve manyetizmanın hadisatı nev'inden (hipnoz ve ruhlarla bağlantı tarzındaki olaylarla) müthiş harikalara mazhar olan (sahip olan) Deccal ise, daha ileri gidip, cebbarane suri hükumetini (zor ve baskıya dayalı, aslı olmayan hakimiyetini) bir nevi rububiyet tasavvur edip (Rab gibi düşünüp) uluhiyetini (ilahlığını) ilan eder... (Mektubat, sf. 55) Deccal çeşitli ikna metodlarıyla ve sürekli tekrarlayacağı telkinlerle insanlar üzerinde adeta bir hipnoz etkisi oluşturacaktır. Bu hipnoz etkisini elde edebilmek için ise çok çeşitli yöntemlere başvuracak; farklı hipnoz türlerini kullanacaktır. İnsanların nefislerine hoş gelen ortamlardan yararlanacak ve bu telkinleri insanlara kolaylıkla kabul ettirebilmek için her türlü aracı kullanacaktır. Televizyon, film, resim, sanat, estetik ya da büyük konserlerdeki müzik ve ritm gücü gibi araçları kullanarak insanlar üzerinde bu hipnoz etkisini oluşturmaya çalışacaktır. Bu gibi ortamların nefislerine hoş gelmesi, insanların Deccal’in fitnesini görmelerini engelleyecek ve onun telkinlerini kolaylıkla kabullenmelerini sağlayacaktır. Üzerlerinde oluşan hipnoz etkisi nedeniyle, nefislerini memnun eden bu ortamlarda din aleyhinde yapılan konuşmaları son derece makul karşılayacak, Deccal'in sürekli tekrarlama yoluyla verdiği teklinleri sorgusuzca kabulleneceklerdir. Deccal ayrıca insanları içki, fuhuş, cinsi sapkınlık gibi her türlü dejenerasyonu yaşamaya özendirecek ve çağırdığı bu sapkınlıklara eğilimli insanları birarada toplayarak çevresinde adeta geniş bir kitle klübü oluşturacaktır. Deccal’in çağırdığı sapkınlıklara müptela olan insanların biraraya gelmesi sonucunda ise mecburi bir ittifak oluşacak ve bu geniş ittifakı oluşturan kişiler birbirlerini koruyup kollayan ve kendilerinden olmayana karşı bir güç birliği ile karşı koyan nefsani bir yapıya dönüşecektir. Deccal de nefsani çıkarlar üzerine kurulan bu kitleyi kendi kötü amaçları doğrultusunda istediği gibi kullanıp yönlendirebilecektir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tanınmamalarında ve geniş kitlelerin onların karşısında olmasında Deccal’in bu yöntemlerinin büyük etkisi olacaktır. Deccal’in etkisi altına giren bu insanlar, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin üstün özelliklerini açıkça görecekleri halde onları fark edemeyecek ya da Deccal’in kendilerine sunduğu çıkar ortamına zarar gelmesinden korkarak, bilerek onlardan uzak duracaklardır. Hz. İsa ilk geldiği zamanlarda çok az sayıda kişi tarafından tanınabilecektir Deccal'in bu olumsuz faaliyetleri ve propaganda taktikleri sonucunda, yeryüzüne döndüğü ilk yıllarda Hz. İsa'yı tanıyabilecek insanların sayısının çok az olacağını Bediüzzaman da sözlerinde haber vermiştir: Hazret-i Îsâ Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî Îsâ olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı ( derin imanlı yakın talebeleri), nur-u iman (imanın ışığı) ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde (birdenbire ve açıkça) herkes onu tanımayacaktır. (Mektubat, sf. 60) Said Nursi bir başka sözünde ise Hz. İsa'nın toplumun büyük kesimi tarafından tanınamayacağını şöyle açıklamıştır: "Hatta Hazret-i İsa Aleyhisselam'ın nuzulü (inişi) dahi ve kendisi İsa Aleyhisselam olduğu, nur-u imanın (iman ışığının) dikkatiyle bilinir; herkes bilemez." (Şualar, s.487) Bediüzzaman’ın bu sözüne göre, Hz. Isa yeryüzüne ilk geldiği zaman, kendisi de Hz. İsa olduğunu bilmeyecek, ancak daha sonra farkına varacaktır. Talebeleri de onu ancak imanın nuru ile tanıyabileceklerdir. Ancak toplumun geneli açıkça O'nun Hz. İsa (a.s.) olduğunu bilmeyecektir. Hz. İsa’nın cemaatinin sayısı çok az olacaktır İlk zamanlarda Hz. İsa'ya inanıp destekleyenlerin sayısı da çok az olacaktır. Bediüzzaman, Hz. İsa'nın ahir zamanda yeryüzüne ikinci kez gelişinde yaşanacak bu durumu şöyle haber vermiştir: ... "Deccal'ın fevkalâde büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazret-i İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu" gösterir. Bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u îman (imanın ışığı) ile tanıyan ve tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin (ruhani mücahidler cemaatinin) kemmiyeti (sayısı), Deccal'ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir (maksadındadır). (5. Şua, sf. 464) (Şualar, sf. 495) Bir başka sözünde ise Bediüzzaman Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde işaret edilen bu durumu şöyle açıklamıştır: Hazret-i İsa (A.S.) Deccal ile mücadelesi zaman?nda, on arş?n yukar?ya atlay?p sonra k?l?nc? onun dizine yetiştirebilir derecesinde, vücudca o derece Deccal'?n heykeli Hazret-i İsa'dan büyüktür, diye meâlinde rivayet var. Demek Deccal, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'dan on, belki yirmi misli yüksek kametli (boylu) olmak lâz?m gelir... Birinci Cihet: Din-i İsevî'nin hakikîsini (Hıristiyanlığın gerçeğini) esas tutan İsevî ruhanîlerin cemaati ve onlara karş? dinsizliği tervice (kabul ettirip geçerli kılmaya) başlayan cemaat tecessüm etseler (maddeleşip cisim haline gelseler), bir minare yüksekliğinde bir insan?n yan?nda bir çocuk kadar da olamaz. (Kastomonu Lahikası, sf. 75) Bediüzzaman, bu sözlerinde Deccal'in elinde bulunduracağı maddi ve manevi güç gibi, çevresindeki insanların sayısının da çok fazla olacağını, Hz. İsa'nın cemaatinin ise Deccal'inkine kıyasla çok az sayıda kişiden oluşacağını belirtmiştir. Hz. İsa'nın toplumun büyük bir kesimi tarafından tanınamamasında, Deccal'in elinde bulundurduğu bu geniş kitle ve imkanlarla yürüteceği olumsuz propagandanın büyük etkisi olacaktır (en doğrusunu Allah bilir). Hz. Mehdi'nin üstün ahlakı ve faaliyetlerinin benzersizliği çok açık olacağı halde onu destekleyen çok az kişi olacaktır Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde Hz. Mehdi'nin, Allah korkusu çok güçlü olan, çok üstün ahlaklı bir kimse olacağı bildirilmektedir: Ahlakı benim ahlakım olan bir evladım çıkacak. (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 21) Mehdi Allah'a karşı son derece boyun eğicidir. Ahlak bakımından Peygambere benzer. (Kıyamet Alametleri, sf.163) Ben Mehdi'yi Peygamberlerin suhufunda (sahifelerinde) şöyle bulurum: "Mehdi'nin amelinde ne zulüm ne de ayıp yoktur." (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 21) Hadislerde verilen bu bilgilerden Hz. Mehdi'nin, çevresinde Allah’a olan bağlılığı, ihlası ve üstün ahlakıyla dikkat çeken bir kimse olacağı anlaşılmaktadır. Peygamberimiz (sav) Hz. Mehdi’nin, dinin ve Müslümanların hayrına yönelik olarak çok fazla hizmet eden, çok önemli faaliyetler yürüten bir kimse olacağını bildirmiştir. Normal şartlarda ahlakı Peygamberimiz (sav)'e benzetilen, yalnızca Allah’ın rızasına uyan, tüm insanların dünyada ve ahiretteki kurtuluşu için samimi çaba harcayan, dünyaya huzur, barış, bolluk, bereket getirecek böyle hayırlı ve kıymetli bir insanın etrafında çok sayıda insan toplanmış olması gerekir. Onun bu ahlakını ve yaptığı hayırlı faaliyetleri açıkça gören her Müslümanın bu kimsenin yanında olmayı ve Hz. Mehdi ile birlikte davranan hak topluluğa destek vermeyi istemesi; ve onlara yardımcı olabilmek için büyük bir şevk ve heyecan içinde birbirleriyle yarışmaları gerekir. Ancak buna rağmen hadislerde, Müslümanlar arasında da Hz. Mehdi'yi destekleyen insanların sayılarının son derece az olacağına işaret edilmiştir. Bu durum son derece şaşırtıcı ve düşündürücüdür. Demek ki Hz. Mehdi’nin yaşadığı toplumdaki insanlar onun sahip olduğu üstün özellikleri, yürüttüğü hayırlı faaliyetleri açıkça gördükleri halde, yine de Hz. Mehdi ve cemaatini tam olarak fark edemeyeceklerdir. Hz. Mehdi'nin bu durumu Hz. Yusuf’un hayatıyla büyük benzerlik göstermektedir. Kuran’ın “(Kuraklık başlayınca) Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler, onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı.” (Yusuf Suresi, 58) ayetiyle, Hz. Yusuf’un kardeşlerinin onu tanıyamadığı, ancak onun kardeşlerini tanıdığı haber verilmiştir. İşte hadislerin işaretine göre, Hz. Mehdi de, aynı Hz. Yusuf gibi olacak; o insanları görecek ama insanlar onu fark edemeyeceklerdir. Hatta kimileri de tam tersi bir düşünceye kapılacak, ona destek olmaktan kaçınacak, hatta garip görüp uzak duracak ve ona karşı olumsuz bir faaliyet içerisine gireceklerdir. Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde “halkın büyük kısmının Hz. Mehdi'ye yardımcı olmaktan kaçınacağı” şöyle haber verilmiştir: Benim ümmetimden, daima Allah tarafından desteklenen ve onlara yardımcı olmayan halkın zarar veremeyeceği bir cemaat kıyamet kopuncaya kadar hiç eksik olmayacak. Ümmetim içinde daima böyle bir taife (topluluk) bulunacaktır. (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 16) Kıyamet ancak, ümmetimden bir taife, insanlara galip olduğu halde kopacaktır. Bu taife ne kendilerine yardımcı olmayanlara ne de yardımcı olanlara bakmayacaklar. (onların davranışlarına, ehemmiyet vermeyeceklerdir.) (Sünen-i İbni Mace, cilt 1, sf. 19) Kuşkusuz bu Allah’ın bir mucizesidir. Peygamberimiz (sav)'in bundan on dört asır önce söylemiş olduğu sözlerinin tam olarak gerçekleşmesi oldukça önemlidir. Hz. Mehdi ve cemaati, tüm dünya insanlarının geleceği için çok önemli ve çok faydalı oldukları halde ilk dönemlerde Müslümanlar arasında bilinmeyecekler ve halktan onlara yardımcı olan olmayacaktır. Ancak elbetteki bu insanların bir kısmı vicdanlarıyla bu mübarek şahısların üstünlüklerini kavrayacaklardır. Fakat haklarındaki tüm delilleri görmelerine rağmen, kişisel çıkar kaygılarıyla onları tanımazlıktan gelecek, destek olmayacak, uzak durmaya çalışacak ve diğer insanlardan da bu gerçekleri saklayacaklardır. Toplumun genelinin yardımcı olmaması, onların da Hz. İsa ve Hz. Mehdi'yi desteklemekten kaçınmalarına neden olacak, aksinde maddi manevi kayba uğramaktan korkacaklardır. Hz. Mehdi'nin yardımcılarının sayısı 300 civarında olacaktır Hz. Mehdi cemaatinin sayılarının 300 kişi civarında olması da yine toplumun büyük bir bölümü tarafından tanınamadıklarını göstermektedir. İnsanları Allah'a iman etmeye davet eden, dine çok büyük hizmetler veren bu kadar değerli bir insana inananların sayısının bu kadar az olması çok şaşırtıcıdır. Hadislerde Hz. Mehdi'ye çok az kişinin tabi olacağı şöyle bildirilmektedir: Muhammed b.Hanefi (r.a)'dan rivayet edildi ki: Sayıları Bedir Ashabı (313) kadardır. Evvelkiler onları geçmediği gibi, sonrakiler de onlara yetişemezler. Onların sayıları TALUD ile nehri geçenler kadardır. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-i Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 57) Bedir savaşındaki askerler gibi 313 kişinin kumandasını elinde tutarak etrafa meydan okuyacak. Çünkü bu 313 kişi gece abid (çok ibadet eden kimse) gündüz kahraman niteliğini taşımaktadırlar. (Kıyamet Alametleri, sf. 169) Aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişilik bir grup oluştururlar. Onlar her zalime galip gelirler. Onların kalpleri demir gibidir ve onlar gündüz arslan, gece de abiddirler. Ne evvelkiler, ne de sonrakiler fedakarlıkta onlara yetişemez. (Kitab-ul Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 57-68) Hz. Mehdi'ye aralarında kadınların da bulunduğu 314 kişi biat edecektir. (El-Kavlu’l Muhtasar Fi Alamatil Mehdiyy-il Muntazar, sf. 25) Bediüzzaman Said Nursi de sözlerinde bu gerçeği hatırlatmış; ancak sayıları ne kadar az olsa da, Hz. Mehdi cemaatindeki kimselerin her birinin manen çok güçlü olacaklarını belirtmiştir: Bu vazifenin istinad ettiği (dayandığı) kuvvet ve manevi ordusu yalnız ihlas, sadakat ve tesanüd (dayanışma) sıfatlarına tam sahip olan bir kısım şakirdlerdir (talebelerdir). Ne kadar az olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar. (Emirdağ Lahikası, sf. 259) Tarih boyunca peygamberlere iman edenlerin sayısı hep çok az olmuştur Bu durum, tarih boyunca yaşamış olan tüm mümin topluluklarında da hep aynı olmuştur. Kuran’da peygamberlerin de çevrelerinde samimi olarak iman eden kişilerin hep çok az olduğuna dair bilgiler verilmiştir. Örneğin Hz. Musa’ya yalnızca yaşadığı toplumun gençlerinden oluşan çok az sayıda kimse iman etmiştir: Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı... (Yunus Suresi, 83) Bir ayette Hz. Musa’ya inananların çok az sayıda olduklarını, dönemin Firavun’unun şöyle dile getirdiği haber verilmiştir: ... "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur" (Şuara Suresi, 54) Aynı durum Hz. İsa’nın ilk geldiği dönemdeki yardımcıları için de geçerlidir. Rivayetlerden Hz. İsa’ya da az sayıdaki havarilerin iman ettikleri ve bunun dışında halktan ona inanan kimsenin olmadığı haber verilmiştir. Kuran’da Hz. İsa'ya inananların durumu şöyle bildirilmektedir: Ey iman edenler, Allah'ın yardımcıları olun: Meryem oğlu İsa'nın havarilere: "Allah'a (yönelirken) benim yardımcılarım kimlerdir?" demesi gibi. Havariler de demişlerdi ki: "Allah'ın yardımcıları bizleriz." Böylece İsrailoğulları'ndan bir topluluk iman etmiş, bir topluluk da inkar etmişti... (Saff Suresi, 14) Kuran’da, Ashab-ı Kehf adlı topluluğun da sayılarının çok az olduğu bildirilmiştir: (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." ... (Kehf Suresi, 22) Bir başka ayette ise Hz. Nuh’a uyan kimselerin sayısının da çok az olduğu şöyle haber verilmiştir: ... Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. (Hud Suresi, 40) Hz. Mehdi'nin cemaatinden ayrılanlar da olacaktır Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, sayıca çok az olacak olan Hz. Mehdi cemaatinden ayrılanlar olacağı da bildirilmiştir. Bu da yine Allah’ın büyük bir mucizesidir. Bu kimseler Hz. Mehdi'yi çok yakından tanıdıkları, onun hadislerde bildirilen özelliklere sahip olduğuna ve yalnızca Hz. Mehdi'nin yapabileceği bildirilen faaliyetleri gerçekleştirdiğine yakından şahit oldukları halde onun yanından ayrılacaklardır. Demek ki halkın büyük çoğunluğu gibi, bu kadar yakından tanıma fırsatı elde eden bazı insanlar da Hz. Mehdi'yi fark edemeyeceklerdir. Hadislerde Hz. Mehdi’nin cemaatinden ayrılanlar olacağı şöyle bildirilmektedir: Mehdi'nin ordusu zaman zaman darbeler yiyecek, zaman zaman o çetin görevi üstlenememek rahatlık meyli; can, mal, mevki korkusu gibi çeşitli sebeplerle kendisinden ayrılanlar olacaktır... (Ramuzü'l Ehadis, sf. 476) (İbni Mace'den) "Ayrılanlar da, muhalifler de ona zarar veremeyecek. O kendisinden ayrılanlara rağmen muzaffer olarak yoluna devam edecektir." (Ramazü'l-Ehadis, sf. 487) (Taberani'nin Kebir'inden) Hz. Muaviye b. Kirra (r.a)'dan rivayet edilmistir: Ümmetimden bir taife (topluluk) kıyamet kopuncaya kadar yardım görmekte devam eder. Kendilerini terk edenlerin ayrılmaları da onlara bir zarar vermez. (Ramuz El-Ehadis, sf. 472) (Hz. Muaviye İbni Kırra r.a) Ümmetimden bir taife, Allah'ın emri ile hareket etmekte devam eder. Onlar hak üzerinde oldukları halde, kıyamet kopana kadar kendilerini terk eden ve muhalefet eden kimsenin onlara bir zararı dokunmaz... (Hz. Muaviye, Ramuz-el Ehadis, sf. 472) Ancak Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerinde, bu ayrılan kişilerin Hz. Mehdi cemaati için çok büyük bir hayır ve güzellik olduğu da bildirilmektedir. Bu hak topluluk arasında gizlenen samimiyetsiz kişilerin ortaya çıkmasıyla, Allah’ın izniyle Hz. Mehdi cemaatinin birbirlerine bağlılığı daha da artacak, kötülerin ayrılması onları daha da kuvvetlendirecektir. Ahir zaman ortamının zorluğu, Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tanınmalarını engelleyecektir Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin tanınmalarına engel olan bir diğer konu da, ahir zamanda güvenilmez bir ortam oluşması ve toplumun bozulmasıdır. Böyle bir ortam içerisinde yaşıyor olmaları, insanların bu mübarek şahısları ve cemaatlerini tanımada güçlük çekmelerine neden olacaktır. Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde, Hz. Mehdi ve cemaatinin yoğun bir karalama ve iftira kampanyası ile mücadele etmek zorunda kalacaklarına işaret edilmektedir. Ve dönem ahir zaman olduğu için, insanların büyük kısmında hakim olan derin şüphecilik, güvensizlik, sabırsızlık ve sadakatsizlik, çoğu kimsenin bu iftiralara kulak vermelerine, samimi Müslümanlara ise itimat etmemelerine neden olacaktır. Bediüzzaman Said Nursi, bu dönemi bir sözünde şöyle tarif etmektedir: ... Hem yirmi seneden beri tahribkarane (yıkıcı şekilde) çok dehşetli zulüm altında o derece ahlak bozulmuş ve sabır ve sadakat kaybolmuş ki, ondan belki de yirmiden birisine itimad edilmez (güvenilmez)… (Kastamonu Lahikası, sf. 86) Said Nursi’nin de belirttiği gibi, ahir zamandaki ahlaki bozulma nedeniyle insanlar Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye şüpheyle yaklaşacaklar, onların din ahlakını yaymak amacıyla yaptıkları faaliyetlerin değerini anlamayacak, hatta bu kıymetli insanların hizmetlerini engellemeye çalışacaklardır. Bediüzzaman'a göre, bu nedenle tüm İslam dünyasının heyecanla beklediği Büyük Müceddid (her yüzyıl başında gönderilen büyük İslam alimi) uzun yıllar boyunca insanlar arasında Hz. Mehdi sıfatıyla tanınmayacaktır. Tam aksine toplumun önemli bir kesimi onu –tarihteki tüm Müslümanlara karşı olduğu gibi- dinlerini dejenere etmekle, sapkınlıkla, yalancılıkla ve daha birçok asılsız iftiralarla suçlayacaklardır. Ancak, hadislerde işaret edildiği üzere, Hz. Mehdi ve cemaati tüm bu karalama ve iftiralara çok üstün bir sabır ve tevekkülle karşılık verecek, Allah'ın dinini yaşamadaki kararlılıklarından taviz vermeyeceklerdir. Hz. İsa ve Hz. Mehdi, gelişlerinden ümidin kesildiği bir dönemde ortaya çıkacaklardır Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde ahir zaman alametlerinden birinin de, insanların "Mehdi'nin gelmeyeceği yönünde bir ümitsizliğe kapılmaları” olduğu bildirilmiştir. Hadislerdeki işaretlere göre, ahir zamanda savaşlarla, yoklukla, açlıkla, adaletsizliklerle, ahlaki çöküşle ve çeşitli salgın hastalıklarla iç içe yaşayan kimi insanlar, tüm bu olumsuzlukların ortadan kalkabileceğine dair inançlarını yitireceklerdir. Müslümanlar arasında da pek çok kişi, Altınçağ'ın başlayıp, Kuran ahlakının dünya üzerinde hakim olacağı yönündeki beklentilerini kaybedecek ve fitnelerin artarak devam edeceğine inanacaktır. Hadislerde, insanların bu bakış açısıyla Hz. Mehdi'nin gelmeyeceğini öne sürecekleri şöyle haber verilmiştir: İnsanların ümitsiz olduğu ve "Hiç Mehdi falan yokmuş" dediği bir sırada Allah Mehdi'yi gönderir... (Kitab-ul Burhan fi-Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 55) ...Mehdi, Resulullah'ın bayrağı ile, insanların başlarına bela üzerine bela yağdığı ve çıkışından ümit kesildiği bir sırada çıkar... (Kitab-ül Burhan Fi Alamet-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 55) Masum insanlar katloluncaya kadar Mehdi çıkmayacak ve katliamlara yerde ve göktekiler, artık tahammül edemez bir hale geldiğinde zuhur edecektir... (El-Kavlu'l Muhtasar Fi Alamet-il Mehdiyy-il Muntazar, sf. 37) Peygamberimiz (sav)'in hadislerinde işaret edildiği gibi, günümüzde de birçok kişi Hz. İsa ve Hz. Mehdi'nin gelmeyeceğini düşünmektedirler. Oysa bu düşünce de ahir zaman alametlerinden biridir. Nitekim bunun tam tersine, her iki kutlu şahıs da Allah’ın izniyle bu olumsuz ruh halinin insanlar arasında yaygınlaştığı ve gelişlerinden ümitlerin kesildiği bir zamanda ortaya çıkacaklardır. Ancak tüm bunların yanında şunu da belirtmek gerekir ki, bu hayırlı insanların ortaya çıkışlarının ilk dönemlerinde tanınmamalarında elbetteki pek çok hayır ve hikmet vardır. Bu gizlilik, Allah’ın izniyle, Hz. İsa ve Hz. Mehdi’ye pek çok konuda kolaylık sağlayacak ve aynı şekilde onların pek çok kötülükten korunmalarına da vesile olacak olabilir (en doğrusunu Allah bilir). Fakat şu unutulmamalıdır ki yaşadıkları tüm zorluklara; sayılarının çok az olmasına, kendilerine yardımcı olunmamasına ve hatta onlara karşı olumsuz faaliyetler yürütülmesine rağmen, Allah’ın izniyle Hz. İsa ve Hz. Mehdi Kuran ahlakını dünyaya hakim kılacaklardır. |
|
|
|
#2 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
Bu üste yazınlanlar biraz üstü kapatılmış olaraka anlatılmıştır..şimdi konunun biraz özüne Girelim aşağıda yazılan yazılar tıpkı üsteki gibi gerçektir olmuş ve olacağına işaret edimiş olaylardır.....
Şâbi'nin, Fatıma Bintu Kays radıyallahu anhâ'dan nakline göre Fatıma şöyle anlatmıştır: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Temimu'd-Dâri hıristiyan bir kimse idi. Gelip biat etti ve müslüman oldu. O, benim Mesih Deccâl'den anlattığıma uygun olan bir rivayette bulundu. Bana anlattığına göre, Temim, bir gemiye binip denize açılmıştır. Yanında Lahm ve Cüzâm kabilelerinden otuz kişi vardı. (Hava şartları iyi olmadığı için) onlarla denizin dalgaları bir ay kadar oynadı. Sonunda güneşin battığı esnada denizde bir adaya yanaştılar. Geminin kayıklarına binerek adaya çıktılar. Derken karşılarına çok tüylü kıllı bir hayvan çıktı. Bunlar, tüylerinin çokluğundan hayvanın baş tarafı neresi, arka tarafı neresi anlayamadılar. (Şaşkın şaşkın "Sen necisin, neyin nesisin?" dediler. O cevap verdi: "Ben cessâseyim!" "Cessase nedir?" denildi. "Ey cemaat! Şu mannastıra kadar gelin! İçinde bir adam var, o sizin haberinize müştaktır!" dedi. O, böylece bir adamdan söz edince, biz onun bir şeytan olmasından korktuk. Hemen koşarak manastıra girdik. İçeride bir adam vardı; hilkatçe gördüklerimizin en irisiydi ve elleri boynuna, dizlerinden topuklarına demirle sıkı şekilde bağlanmıştı. "Vah sana! Kimsin sen?" dedik. "Benim haberimi alabilmişsiniz. Şimdi siz kimsiniz, bana söyleyin!" dedi. Arkadaşlarım: "Biz bir grup Arabız. Bir gemideydik, denizin coşkun bir anına rastladık. Dalgalar bizi bir ay oynatıp oyaladı. Sonra şu adaya yaklaştık, sandallara binip adaya çıktık. Tüylü ve çok kıllı bir hayvanla karşılaştık. Tüyünün çokluğundan başı ne taraf, arkası ne taraf anlayamadık. "Vah sana, nesin sen" dedik. "Ben cessâseyim!" dedi. Biz: "Cessase de ne?" dedik. "Manastırdaki şu adama gelin, o sizin haberinize pek müştaktır!" dedi. Biz de koşarak sana geldik. Biz onun bir şeytan olmadığından emin olmadığımız için korktuk" dedik. Adam: "Bana Beysân hurmalığından haber verin!" dedi. Biz: "Onun neyinden haber soruyorsun?" dedik. "Ben onun ağacından soruyorum, meyve veriyor mu?" dedi. "Evet!" dedik. "Öyleyse meyve vermeme zamanı yakındır!" dedi. "Bana Taberiye gölünden haber verin!" dedi. "Onun nesinden haber istiyorsun?" dedik. "Onun suyunun çekilmesi yakındır!" dedi. "Bana Zuğer gözesinden haber verin!" dedi. "Sen onun neyinden haber istiyorsun?" dedik. "Gözede su var mıdır? Orada su var mıdır?" dedi. "Evet, onun çok suyu vardır! Sahipleri onun suyu ile ziraat yapıyorlar!" dedik. "Ümmilerin peygamberinden bana haber verin? O ne yaptı?" dedi. "O Mekke'den çıkıp Yesrib'e (Medine'ye) yerleşti" dedik. "Araplar O'nunla mukâtele etti mi?" dedi. Biz: "Evet!" dedik. "Onlara karşı ne yaptı?" dedi. Biz de, (onu ezmek için) peşine düşen Araplara galebe çaldığını, Arapların kendisine itaat ettiklerini haber verdik. (O da bize "Bu, onların itaat etmeleri, kendileri için daha hayırlıdır. Ben şimdi size kendimi tanıtayım: Ben Mesih Deccâl'im. Çıkış için bana izin verilme zamanı yakındır. O zaman çıkıp yeryüzünde dolaşacağım. Kırk gün içinde uğramadığım karye (köy) kalmayacak. Mekke ile Taybe (Medine) hariç. Bu iki şehir bana haramdır. Onlardan birine her ne vakit girmek istersem, elinde yalın kılıç bir melek beni karşılar, benim oraya girmeme mani olur. Onların her bir geçidinde bir melek vardır, onları korur!" dedi." Sonra Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm çubuğuyla minbere dürterek: "Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Bu Taybe'dir! Ben bunu size anlattım değil mi?" buyurdular. Halk da: "Evet!" diye karşılık verdi. bunun üzerine Aleyhissalâtu vesselâm: "Temimi'd-Dâri'nin rivayetinin benim size ondan (Mesih Deccâl'dan) Mekke ve Medine'den anlattığıma muvafık düşmesi hoşuma gitti. Bilesiniz O Şam denizinde veya Yemen denizindedir. Hayır doğu tarafındandır. Evet o doğu tarafından zuhur edecektir. O doğu tarafından zuhur edecektir!" buyurdu ve eliyle doğu tarafına işaret etti." Müslim, Fiten 119, (2942); Ebu Davud, Melahim 15, (4325, 4326); Tirmizi, Fiten 66, (2254). Ebu Sa'idi'l-Hudri radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bize Deccal üzerine uzun bir hadis rivayet etti. Bize anlattıkları meyanında şöyle de demişti: "Deccal, Medine geçitlerine girmesi kendisine haram kılınmış olarak çıkacak. Derken (Medine civarındaki) bazı ekimsiz yerlere kadar gelir. O gün insanların en hayırlısı olan -veya en hayırlılarından- bir kimse onun karşısına çıkar ve: "Sen Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'ın bize haber verdiği Deccâl'sin!" der. Deccâl de (kendi adamlarına): "Ben şunu öldürüp sonra da diriltsem ne dersiniz? Bu işte bir şüpheye düşer misiniz?" der. Oradakiler: "Hayır!" derler. Deccal onu öldürür ve sonra diriltir. Diriltildiği zaman adam: "Allah'a yemin olsun. Senin hakkında hiçbir vakit bugünkünden daha basiretli olmamıştım!" der. Deccal onu tekrar öldüreyim mi di(yerek öldürmek isteye)cek, fakat musallat edilmeyecek." Buhari, Fiten 27, Fedailu'l-Medine9; Müslim, Fiten 112, (2938). Hz. Huzeyfe radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Deccal çıktığı vakit beraberinde su ve ateş vardır. Ancak halkın ateş olarak gördüğü tatlı sudur; halkın su olarak gördüğü ise yakıcı bir ateştir. Sizden kim o güne ererse, halkın ateş olarak gördüğüne düş(meyi kabul et)sin. Çünkü o, tatlı soğuk sudur." Buhari, Fiten 26, Enbiya 50; Müslim, Fiten 105, (2935); Ebu Davud, Melâhim 14, (4315), Ebu Saidi'l-Hudri radıyallahu anh'ın anlattığına göre, Aleyhissalâtu vesselâm'a Deccâl'den sormuştur. Aleyhissalatu vesselam da şu cevabı vermiştir: "O (Deccâl) çıktığı gün (aynen bir insan gibidir) yemek yer. Ben size, onun hakkında, benden önceki peygamberlerden hiçbirinin kendi ümmetine anlatmadığı hususları anlatacağım: Onun sağ gözü meshedilmiştir (görmez), pertlektir, göz hadakası yoktur, sanki hadakası çevrim içinde bir balgam gibidir. Sol gözü de inciden bir yıldız gibidir. Onun beraberinde sanki cennet ve ateşin birer misli vardır. Ancak hakikatta ateşi cennet, suyu da ateştir. Haberiniz olsun! Onun yanında iki kişi vardır; köy halkını inzar ederler. Bu ikisi köyden çıkınca Deccal'in ashabından ilki oraya girer." Rezin tahric etmiştir. Hadisin kaynağı yok ise de, hadiste yer alan mefhumların şahidleri Sahiheyn ve diğer kaynaklarda çoğunluk itibariyle gelmiştir. İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm Veda haccı sırasında (bir ara): "Halk susup dinlesin!" buyurdular. Sonra Allah'a hamd ve senâda bulunup, arkadan Mesih ve Deccal'den uzunu uzun söz ettiler ve buyurdular ki: "Allah'ın gönderdiği her peygamber, ümmetini onunla inzar etti. Nuh aleyhisselam ümmetini onunla inzar etti, ondan sonra gelen peygamberler de. O, sizin aranızda çıkacak. Onun hali sizden gizli kalmayacak. Rabbinizin tek gözlü olmadığı size kapalı değildir. O ise sağ gözü kör birisidir. Onun gözü, sanki (salkımdan) dışa fırlamış bir üzüm dânesi gibidir. (İki gözünün arasında ke-fe-re yani kâfir yazılmış olacaktır. Bunu her müslüman okuyacaktır)." Buhari, Fiten 27; Müslim, Fiten 100-103, (169)-(2933). |
|
| Bu mesaj için kişisine teşekkür edenler: |
Beyto (19.06.2006), By_Captain (15.06.2006), cemertem TR (19.06.2006), ManisaLı_ (15.06.2006), ugurc@n (19.06.2006), VeNoM (19.06.2006), wade_shaq (15.06.2006), webforum (04.07.2006)
|
|
|
#3 (permalink) |
|
Ne Mutlu Türk'üm Diyene!..
![]() Katılma Tarihi: Kas 2005
Nereden: Trabzon
Mesajlar: 1,664
|
Çok güzel bir yazı... Alemin derinliklerine güzel bir uçuş yaptık
![]()
__________________
Ne Mutlu TÜRK'üm Diyene!.. www.oyunozi.com - www.trabzoin.com - www.trabzonlisesi.biz - www.tamlist.com - www.muzeyyensenar.biz " Türkeş Türk çocuğu, Ecevit Halk çocuğu, Erbakan Müslüman çocuğu da biz o..spu çocuğu muyuz?" Demirel
|
|
|
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu İnceleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Kimdir Oo... | nefretnet | Genel | 0 | 12.09.2007 08:45 |
| Pakistanda Ortaya Çıkan Deccal... | staticiation | Resim, Grafik, Tasarım | 0 | 16.06.2007 01:09 |
| Deccâl | BurakWare | Din | 15 | 28.05.2007 15:13 |
| Detaylı DOS Komutları ve Anlamları | BenCesur (BC) | Yazılım | 0 | 23.06.2005 19:29 |