|
|||||||
| Spor Bu kurallara bakın: Spor bölümünde kesinlikle başka takımları tahrik edecek konu açmayın... Başka takımlara karşı argo-küfür kullanmayın... Herkes kendi takımının konularına ilgi göstersin |
![]() |
|
|
Konu Araçları |
|
|
#11 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
![]() 1999 Alonso için farklı bir deneyim oldu.. Minardi F1’in eski pilotlarından Adrián Campos’un sponsorluğu ve yardımıyla İspanya Nissan Açık serisine katıldı ve ilk ve son seri denemesinde henüz 18 yaşında şampiyon oldu. Bu başarı genç pilotun bir anda Formula 3000’e 2000 sensinde adım atmasını sağladı. Şampiyonanın en ünlü pistlerinden Spa-Francorchamps’da damalı bayrağı göğüsleyen ve genç Fernando yılı 4. tamamlamayı başardı. Bu başarı 2001’de Formula 1’e adım atmasını sağlayan kariyerinin en önemli işlerinden biri oldu.. .::FORMULA 1 YILLARI::. Fernando Alonso’ya çoğunlukla efsane pilot Michael Schumacher’in veliahdı olarak bakılıyor. Bunun en önemli sebebi genç Renault pilotunun Schumi’nin önemli özelliklerinden bir kaçına sahip olması. Alonso bugün pistlerde yer alan ve her turu şampiyonluk turuymuş gibi atabilen nadir isimlerden biri. Alonso yarışlarda yaşadığı ciddi problemlerin üstesinden rahatlıkla kalkabilen ve en zamanı kaybederek tur atabilen nadir yeteneklerden biri. ![]() Bu arada Alonso’ya boşuna “Magic Alonso” yani “Büyücü Alonso” denmiyor.. Bir çok pilotta olmayan bir espri anlayışına sahip olan Alonso aynı zamanda. Padok şakacılarından biri olarak biliniyor ve Mart 2005’deki Goodwood Festival’inde kart ve sihir hünerlerini hayranlarıyla paylaşarak pistlerin dışındaki özelliklerini de gözler önüne serdi.. Minardi ile 2001’de Avustralya GP’sinde kırmızı ışık sönüp de gaza bastığında F1 tarihinin start alan en genç 3. pilotu olan Alonso, rakiplerine nazaran yüksek değerlere sahip olmayan ve mücadele gücü düşük olan aracıyla çaylak sezonunda puan alamamış olsa da sezon sonu değerlendirmesinden artı not almayı başardı.. Sürüş yetenekleri sayesinde 2002’de yeniden kurulan ve başında menajeri Flavio Briatore’nin olduğu Renault takımına geçen Alonso test pilotu olarak girdiği takımın 2003’de sabit sürücüsü olmayı başardı. İlk deneyimini yaşadığı Minardi aracından çok daha gelişmiş bir araçla henüz ikinci GP’sinde Malezya’da pole pozisyonunu elde ederek En Genç Pole Pozisyonu sahibi pilot oldu. Alonso aynı sezon Macaristan GP’sinde ise damalı bayrağı göğüsleyerek F1 tarihinin En Genç Yarış Kazanan pilotu oldu. Sezon sonunda oldukça büyük bir başarı sayılabilecek işlere imza attığı gözden kaçmayan Alonso 4 podyum ve topladığı 55 puanla sürücüler klasmanında 6. sırada yer aldı. 2004’de de Renault’da kalan Alonso R24’ü kullanmakta zorlandı ve kazananların çemberinde yer alamadı. Sezon içerisinde takım arkadaşı Jarno Trulli’nin gerisinde kalmaya başlaması sorgulanan Alonso bu durumu sezon sonuna doğru tersine çevirmeyi başardı. Aynı zamanda menajeri olan takım patronu Falvio Briatore ile yollarını ayıran Trulli kısa süre sonra muazzam bir form düşüşü yaşadı ve problemleri artınca takımdan ayrıldı. Trulli sezonun son 3 yarışına katılmadan yeni sezon için imza attığı Toyota’ya geçti. Alonso GP zaferi olmamasına rağmen 2004 sezonunda kariyerinin en yüksek puanına, 59 ile ulaştı ve 4 kez çıktığı podyumda sezonu 4. sırada tamamladı. Alonso son 3 yarış için takıma katılan yeni takım arkadaşı 1997 F1 Dünya şampiyonu Jacques Villeneuve’e de sağladığı üstünlükle 1 sezon sonra yakalayacağı başarının sinyallerini verdi. |
|
|
|
#12 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
::ÖĞRENCİ HAYATI::. ![]() O bir Galactico kadar ünlü ama hakkında F1 dışında yazılacak flaş gelişmeler ya da çarpıcı aşk dedikoduları yok. Alonso’nun böyle malzemeler vermeye niyeti de yok zaten. Fernando’nun yakaladığı başarı ülkesi İspanya’da kısa sürede “Alonsomania" adını aldı. İspanya’nın Formula 1’deki en başarılı ismi ve ülkeye bir anda Formula 1’i delicesine sevdiren ve takip ettiren adam rakipleri ya da kensisi kadar ünlü olan bir çok spor adamı gibi bir hayat yaşamıyor. “Alonsomania” salgınını başlatan Fernando Alonso, İngiltere’nin dünyaca ünlü üniversite kasabası olan Oxford’da Renault’nun Enstone’daki merkezi yakınlarında öğrencilerle birlikte takılıyor. Alonso böylece hem takıma daha yakın oluyor hem de ülkesinde kendisini bekleyen kamera ışıklarından uzak kalıyor. .::MUHTEŞEM 2005::. 2005 sezonunda Alonso’nun takım arkadaşı İtalyan Giancarlo Fisichella oldu. İlk yarışında sezon açılışının yapıldığı Avustralya’da 3. olan Alonso, Malezya’da kolaylıkla pole pozisyonunu elde etti ve GP’yi kazanmayı başardı. Alonso aynı performansı sezonun 3. yarışını da tekrarladı ve Bahreyn’i pole pozisyonuna başlayarak kazandı. San Marino ise sezonun en çarpıcı yarışlarından birine sahne oldu; yeni araba ve kurallarla hayal kırıklığı yaşayan Ferrari ve Michael Schumacher’in San Marino’da kariyerinin en parlak günlerini yaşamaya başlayan Alonso ile girdiği kapışma nefesleri kesti. Alonso, 7 kez F1 şampiyonu olan Alman efsanesi Michael Schumacher ile girdiği ve yaklaşık 13 tur süren mücadeleyi kazanarak damalı bayrağa ulaştı. Ülkesinde koşulan GP’yi kazanamamak Alonso için hayal kırıklığı yarattı.. McLaren'in yükselen performansı Räikkönen’in Monaco’da zafere bir kez daha uzanmasını sağladı. Nürburgring’deki Avrupa GP’sinde ise Räikkönen'in görülmeye değer bir şekilde yarış dışında kalması zaferi Alonso’ya verdi. Kanada ise Alonso için tam bir felaket oldu. GP’de McLaren’den Montoya ve Räikkönen’in baskısı sebebiyle hata yapan Alonso “Şampiyonların Duvarı”na çarptı ve süspansiyonlarından mahrum kalarak yarışı tamamlayamadı. Böylece Kanada GP’si Alonso’nun 2005’deki finish göremediği ilk GP oldu. 2005 A.B.D GP’si ise Michelin kullanan her takımın yaptığı, gibi lastik üreticisinin güvenlik onayını vermemesi üzerine, Alonso’nun da piste çıkmadığı GP olarak tarihe geçti. Bu GP Michael Schumacher’in 2005’deki tek damalı bayrağını getirdi. Alonso, Fransa GP’sinde 3. pole pozisyonu’nu elde etti ve yarışı başladığı gibi tamamlayarak o sezon 5. yarışını kazandı. Alonso sezonun devamında gelen Britanya GP’sinde ise yarışa pole pozisyonu’nda başladı ancak McLaren’den Montoya’nın ilk zaferini aldığı günü 2. sırada tamamladı. McLaren'in güvenilirlik problemi Alonso’ya Almanya GP’sinde bir zafer daha kazandırdı. Bu yarışta Kimi Räikkönen'in arabası hidrolik arızası yaptı. Macaristan GP’sinden 2 gün önce 24. doğum gününü kutlayan Alonso, Toyota’dan Ralf Schumacher ile problem yaşadı ve ancak 11. olarak yarışı puansız kapattı.. Türkiye GP’sinde Alonso’nun şansı O’nu takip etti ve Renault pilotu 2. sırayı son turlar koşulurken McLaren pilotu Juan Pablo Montoya’nın 8. virajda veda etmesiyle birlikte aldı. Monza’da ise yarışa 3. sırada başlayıp 2. olan Alonso’nun karşısında ise motor değiştirme cezası ile 10 sıra geriden başlayıp ancak 4. olabilen Räikkönen vardı. Belçika GP’sinde ise Alonso’nun Reanult’sunun ayarları piste göre iyi ayarlanmamıştı ama İspanyol pilot 2. olmayı başardı. Bu GP’de ise son turlarda Antonio Pizzonia’nın Montoya’ya çarpması Alonso için podyumda yer açılmasına yardımcı oldu. Brezilya’ya pole pozisyonu’nda başlayan 24 yaşındaki İspanyol GP’yi 3. sırada tamamladı ve henüz 24 yaşından 59 gün almışken F1 Dünya Şampiyonu olmayı başardı. Alonso böylece Emerson Fittipaldi’ya ait olan “En Genç F1 Şampiyonu” unvanını ele geçirerek tarihte önemli bir yere oturdu. Alonso sadece bu rekoru 18 ay geliştirmekle kalmadı aynı zamanda 5 yıldır F1’de devam eden Michael Schumacher üstünlüğüne de son verdi. |
|
|
|
#13 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
“BU HEPİMİZİN BAŞARISI” “Şampiyonluğumu kariyerim boyunca yanımda olup bana destek veren aileme ve bütün yakın arkadaşlarıma adamak istiyorum. İspanya F1 kültürü olan bir ülke değil, her adım da yalnız başımıza savaşarak bunu başardık. Formula 1’in en iyi takımı olan Reanult’yada çok şey borçluyum bu başarıyı bir birimize borçluyuz. Burada benim şampiyon olduğum yazıyor ama hepimiz şampiyonuz.” Sezonun son GP’leri Alonso’nun şampiyonluk kovalayan takımı için muhafazakar tarzını bırakarak McLaren ile puan farkının kapanması için puan savaşı vermeye devam etmesine sahne oldu. Alonso böylece sadece kendi adına değil, kendisi için ellerinden geleni yapan takımı için de gaza bastı. Jordan’ın ticari direktörü Ian Phillips Alonso’nun Suzuka’da Schumacher’i geride bırakışını şöyle dile getiriyor: “Tüm zamanların en iyi manevralarından birini bu görkemli pistte gördük.” Renault’nun puan alması için savaşan Alonso 16. sırada başladığı GP’yi 3. sırada, 17. sıradan başlayarak zafere uzanan Räikkönen ve takım arkadaşı Fisichella’nın arkasında tamamladı. Çin GP’si ise pole pozisyonunda yarışa başlayan ve zafere uzanan Alonso ve böylece Reanult F1 Takımı’nın ilk markalar şampiyonluğunu kutlamasına sahne oldu. .::SIRADA McLAREN VAR::. 19 Aralık 2005’de McLaren takımı Fernando Alonso’nun 2007 sezonu için takıma katıldığını açıkladı. En genç pole pozisyonu sahibi olan Alonso ardından F1 zaferine uzanan en genç pilot oldu. Genç İspanyol hat-trick’i en genç F1 şampiyonu olarak tamamladı. 2005’de Asturias Spor Ödülleri’nde 2005 Prensi seçilerek bu onura layık görülen en genç isim oldu. F1 efsaneleri Alonso’nun arkasında.. .::”BEN HER GÜN DUVARA ÇARPARDIM”, ”REKOR EMİN ELLERDE”::. ![]() 3 F1 şampiyonluğu bulunan Niki Lauda herhalde Alonso hakkında daha güzel sözler söyleyemezdi: “Muhteşem, Formula 1’in en komple pilotu. O’nun yaşında bu kadar iyi birini görmedim. Kanada’da bir hata yapmış olabilir (Duvara çarpmasından bahsediyor) ama O’nun yaşındayken herhalde bana bu kadar büyük sorumluluklar verilse ben her gün duvara çarpardım. Mükemmel bir pilot, Renault ve F1 için çok büyük bir kazanç.” A1 GP’sinde Brezilya Takımı’nı yöneten Emerson Fittipaldi’ye muhtemelen rekorunu kaybedeceği ve bu konuda ne düşünüldüğü sorulduğunda ise efsane fazla düşünmeden kısa ve öz cevap verdi: “Rekoru Alonso kazanacaksa, bu rekor O’nun la emin ellerde.” ![]() |
|
|
|
#14 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
![]() İngiltere'nin en değerli futbolcularından biri olan Steven Gerrard hakkında yazılan şarkılar ve şiirler O'nun ne kadar vazgeçilmez olduğunun bir kanıtı. Transfer olması durumunda rahatlıkla rekor kıracak olan Stevie G, Liverpool'un kalbi.. Stevie G.. Steven George Gerrard, 30 Mayıs 1980’de Whiston, Merseyside’da doğdu. Liverpool ve İngiltere Milli Takımı’nın en önemli isimlerinden biri olan Gerrard hakkında yazılmış onlarca beste ve şiir bulunuyor. 8 numaralı formasının sahibi olan Gerrard Liverpool’un kaptanlığının yanı sıra 4 numaralı formayı giydiği İngiltere Milli Takımı’nda 2. kaptanlığı yapıyor. Çoğunlukla orta sahanın ortasında görev alan futbolcu zaman zaman sağ kanatta da görev alabiliyor. UEFA’dan En Değerli Oyuncu, İngiltere’den Yılın En İyi Genç Oyuncusu ve Yılın En İyi Oyuncusu ödülleri alan Steven Gerrard, Ada futbolunun en yetenekli isimleri arasından üst sıralarda bulunuyor. KULÜP KARİYERİ Erken Yıllar Gerrard, Huyton Juniors ile futbola adım attı ancak henüz 9 yaşındayken Liverpool’un scoutları tarafından seçilerek öğrenciliği devam ederken 1989’da Liverpool’a katıldı. Gençlik dönemlerinde beklenenden çok daha az şans bulan Gerrard’ın en büyük problemi boyu ve büyüme sorunları sebebiyle sırtında oluşan ağrıları oldu. 14-16 yaşları arasında sadece 20 maça çıkabilen Gerrard profesyonel kariyerindeki başarının tam aksine hiçbir zaman İngiltere Öğrenciler Takımı’nda forma giyemedi. 14 yaşında Liverpool’a kontrat hazırlatma baskısı yapmak amacıyla birkaç takımda denemeye çıkan Gerrard, Manchester United için de antrenmanlara çıktı ve o dönemde yaşadığı bir sakarlıkla ayak başparmağını kaybetme tehlikesi atlattı. Liverpool ile 5 Kasım 1997’de profesyonel sözleşme imzalayan Gerrard, 30 Kasım 1998’de de Liverpool A Takımı ile ilk maçına çıktı ve Vegard Heggem’in yerine oyuna girerek Blackburn karşısında forma terletti. Liverpool A Takımı UEFA Kupası’nda ilk kez Celta Vigo karşısında şans bulan Gerrard o gece Liverpool sahadan mağlup ayrılmış olsa da sergilediği performansla göz doldurdu ve Jamie Redknapp’ın yaşadığı sakatlık sayesinde de o sezon 13 kez Liverpool forması taşıdı. 1999–2000 sezonunda teknik direktör Gérard Houllier orta sahada Gerrard’ı Redknapp’ın yanına yerleştirdi. İlk 6 maçta ilk 11’de forma giyen Gerrard, Everton ile oynanan derbi maçında yedeğe çekildi. Karşılaşmanın 66. dakikasında Robbie Fowler’ın yerine oyuna giren Grerrard kariyerinin ilk kırmızı kartıyla da bu maçta tanıştı. Gerrard, Everton’dan Kevin Campbell’a yaptığı çirkin faulle 90. dakikada takımını 10 kişi bıraktı. O sezonun devamında Gerrard’ın ilk golü geldi ve genç futbolcu 1999 5 Aralık’ta Sheffield Wednesday ile oynadıkları maçta elde edilen 4-1’lik zafere golüyle katkı yaptı. 3’leme 2000–01 sezonu Gerrard’ın ilk kupasını kaldırdığı sezon oldu. Sakatlıklardan tamamen kurtulan futbolcu 50 maça çıkarken 10 gol kaydetti ve Liverpool’da Lig Kupası, FA Cup ile ikileme yaparken UEFA Kupası finalinde Gerrard’ın ilk büyük final golü geldi ve Alaves’i 5-4 ile geçtikleri finalde Gerrard’ın da çorbada tuzu oldu. Liverpool’da böylece uzun yıllar sonra büyük bir çıkış yaparak sezonu 3 önemli kupa ile tamamladı. O sezonun sonunda Gerrard PFA tarafından Yılın En İyi Genç Oyuncusu ödülünü aldı. Liverpool’un Kaptanı 2002 sezonunda teknik direktör Houllier takım kaptanlığını genç ama karakter sahibi genç futbolcusuna verdi. Houllier’in diğer takım arkadaşlarını ateşlemek için kullanacağını umduğu Gerrard’ın kaptanlığındaki bir diğer amaç ise genç futbolcuya sorumluluk yükleyerek disiplin sorunlarını azaltmaktı. Oldukça başarılı olan bu taktik ile Gerrard o sezon sadece 2 kez kart gördü ve o dönem takım arkadaşı olan Owen da otobiyografisinde yazdığı gibi Gerrard kaptanlık görevi ile aldığı sorumluluğu takım arkadaşlarını ateşlemekte başarıyla kullandı. Taraftarın Gücü 2004 yazında Chelsea, Gerrard’ı alabilmek için girişimlerde bulundu ancak O Liverpool’da kalmayı tercih etti. İngiltere’nin bulvar gazetelerinde manşetlerde yer alan haberlere göre bir takım kızgın taraftar Gerrard’a uzun süre takımda kalması için baskı yaptı ve hatta bazılarının iddiasını göre tehdit edildi, O da kalmayı tercih etti. Gerrard’ın yakınları tarafından da Liverpool’da kalması için baskıya maruz kaldığı iddia edildi. Ancak Gerrard bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada sadece Liverpool sevgisinin ağır bastığını belirtti ve gazetelerin sevdiği detaylara girmedi. Ancak bilinen bir gerçek var o da takımın yeni teknik direktörü Rafael Benítez’in Gerrard’ın kalmasında oynadığı önemli rol. Bir Şampiyonlar Ligi Şampiyonu 20 Eylül 2004’te ezeli rakip Manchester United ile oynanan maçta Gerrard ciddi bir şekilde ayağından sakatlanırken yıldız futbolcu Kasım ayına kadar ilk 11’den uzak kaldı. O yılın son Şampiyonlar Ligi grup maçında Gerrard çok kritik bir şekilde Yunan takımı Olympiakos’a 23 metreden kaydettiği golle takımına hayat veren isim oldu. 16 takım arasına kalabilmeleri için 2 farklı galibiyete ihtiyacı olan Liverpool 1-0 yenik durumda devam ederken kaydedilen 2 gol ve Gerrard’ın da ceza sahasının dışında verdiği hayat öpücüğü ile yola devam eden Liverpool ve kaptanları için Şampiyonlar Ligi defteri orada kapanmadı. Gerrard o günden beri kariyerin en önemli golü olarak Olympiakos’a maçın sonunda kaydettiği golü gösteriyor. İstanbul’da oynanan finalde Serie A devi Milan’ın rakibi olan Liverpool final maçında soyunma odasına 3-0 mağlup döndü. O ana kadar tamamen Milan’ın kontrolünde olan dev finalde kimse bir takım kaptanının bu kadar büyük bir ilham verebileceğini düşünemezdi ama O adam neden hakkında şarkılar bestelendiğini ve şiirler yazıldığını tarihe geçen o finalde bir kez daha gösterdi. Bentez’in söylediğine göre Gerrard’ın devre arasında takım arkadaşlarına yaptığı konuşma ve maç boyunca sürekli hepsiyle konuşması dev finalde gelen zaferin en önemli etkenlerinden biriydi. İkinci yarıda Gerrard’ın kaydettiği golle Liverpool’un inanılması güç geri dönüşü başladı. Gerrard’ın kısa süre ardından Vladimír Šmicer bir gol daha atarak aradaki farkı 1’e indirdi ve Gennaro Gattuso’nun yaptığu faulle ceza sahasında yerde kalan Gerrard kazandığı penaltı ile bir anda bütün İstanbul’u sessizliğe boğdu. Penaltıyı kullanan Xabi Alonso olurken penaltı kurtarıldı ama Alonso ribaundu alarak maça beraberliği getirmeyi sağladı ve Liverpool bu dev maçta 3-0’dan 3-3’ü kaptanları Gerrard’ın da verdiği muhteşem ilhamla başardı. Liverpool bu dev finali penaltılara taşırken penaltı atışları sonunda kupa Gerrard’ın ve Liverpool’dan takım arkadaşlarının ellerinde havaya kalktı. Yıldız futbolcu da Şampiyonlar Ligi tarihinde Didier Deschamps’ın ardından tarihteki en genç Şampiyonlar Ligi kazanan futbolcu oldu. Maçın hemen ardından herkesin merak ettiği soru Gerrard’a en çok yönlendirilen soru oldu. “Setevie Liverpool’da kalacak mısın?” her seferinde gelen cevap kısa ve net oldu: “Böyle bir geceden sonra nasıl ayrılabilirim.” Ancak Temmuz 2005’te Gerrard ile kulüp arasındaki kontrat görüşmeleri bozuldu. Haberler Gerrard’ın inanılmaz bir şekilde Liverpool’dan ayrılmak üzere olduğu ve yine hazır bekleyen Chelsea’nın yıldız futbolcunun yeni evi olabileceği yönündeydi. Her ne kadar neredeyse her gün Liverpool’dan yapılan açıklamalarda kaptanlarının kulüpte kalacağı açıklansada 5 Temmuz’da Gerrard kendi ağzından ayrılabileceğini dile getirdi. Chelsea, Gerrad için tam 32 milyon pound hazırladı ama devam eden günde Gerrard ve ailesinin Liverpool’a olan aşkıyla Liverpool’un bu genç adamı kalbine basışı daha ağır bastı. Gerrard, Liverpool’a olan bağlılığını bir kez daha gösterirken düzenlenen basın toplantısında; takıma, Benitez’e ve her şeyden öte taraftara olan bağlılığını sorgulattığı için herkesten özür diledi. Gerrard bu toplantıda bu davranışından ötürü kaptanlığını da bırakmaya hazır olduğunu dile getirdi ancak Benitez böyle bir uygulamanın imkansız olduğunu söyleyerek kaptanına her zamanki işini yapmasını söyledi. 8 Temmuz günü Gerrard yeni 4 yıllık kontratına imza atarken herkesin özellikle de Liverpoolluların yüreği oldukça rahatladı. 2004-05 sezonunda UEFA tarafından En Değrli Oyuncu ödülüne layık görülen Gerrard BBC Yılın Spor Adamı sıralamasında Ellen MacArthur (2.) ve Andrew "Freddie" Flintoff (1.)’nin ardından 3. sırada yer aldı. 2005–06 sezonu geride kalan yıllara göre Gerrard’ın istatistikler açısından en etkili olduğu yıllardan biriydi; kaptan tam 53 maça çıktı ve 23 gol kaydetti. Nisan ayında Gerrard belki de en önemli ödülünü kazandı ve PFA Yılın En Değerli Futbolcusu seçildi. Böylece Liverpool da 1988’de John Barnes’ın bu değerli ödülü kazanmasının ardından bir kez daha onurlandı. O sezon Gerrard’ın en kötü anı ise verdiği bir geri pasın Thierry Henry tarafından kesilmesi ve kalelerinde gördükleri gol oldu. FA Cup’ta gelen başarıda da büyük payı olan Gerrard final maçında West Ham’a 2 gol kaydetti. 2. golüyle maçı uzatmalara taşıyan Steve’nin 30 mesafesi metreyi aşan golü FA Cup finalleri tarihinin en güzel gollerinden biri olarak gösterildi. 2006 FA finalinde kaydettiği golle bir ilki başaran Gerrard, 4 büyük kupada gol kaydeden ilk İngiliz futbolcu oldu. FA Cup (2006 - West Ham), Lig Kupas (2003 - Manchester United), UEFA Kupası (2001 - Alaves), ve Avrupa Kupası (2005 - AC Milan). 2006 yazının hemen başında bir açıklama yapan Gerrard kendisi hakkında transfer söylentileri çıkartılmamasını isterken “Geride kalan 2 yaz çok kötü geçti ve bir daha böyle geçmesini istemiyorum. Hiç bir yere gitmiyorum ve gitmeyeceğim. Eğer biri bir gün gelip de seni burada istemiyoruz derse o zaman konuşalım” diyerek Liverpool’a olan bağlılığını bir kez daha gösterdi. Gerrard milli formayı ilk kez Kevin Keegan döneminde 31 Mayıs 2000’de Ukrayna karşısında giydi. Liverpool A Takımı’nda forma giydikten 18 ay ve bir başka deyişle 44 maç sonra milli takıma çağırılan Stevie milli formayla ilk golünü Eylül 2001’de 5-1’lik ünlü deplasman zaferinde Almanya’ya karşı kaydetti. Ağustos 2006’da İngiltere Milli Takımı’nın yeni menajeri Steve McClaren, Gerrard’ı 2. kaptan olarak aradığını açıkladı. Çeşitli 2006, 1 Eylül’de Steven Gerrard ilk otobiyografisini Gerrard: Benim Otobiyografim adıyla yayımladı. Bu kitapta Gerrard yoğun bir şekilde Liverpool sevgisi ve İngiltere Milli Takımı kariyerinden bahsediyor. Bir model olan Alex Curran ile birlikte olan Gerrard, Curan çiftinin 2 kızı var. Bu arada Seteven Gerrard 2 yıldır “Gay Futbol Taraftarları Birliği” tarafından seçilen Şehvetliler Listesi’nde yer alıyor. Kariyer Başarıları – Liverpool 2006-07 Community Shield 2005-06 Avrupa Süper Kupası 2005-06 FA Cup 2004-05 UEFA Şampiyonlar Ligi 2002-03 Lig Kupası 2001-02 Avrupa Süper Kupası 2000-01 UEFA Kupası 2000-01 FA Cup 2000-01 Lig Kupası STEVIE G ŞARKILARI The Stevie G Song - Can't Take My Eyes Off You You're just too good to be true, Can't take the ball off of you, You've got a heavenly touch, You pass like Souness to Rush, And when we're all drunk in the bars, We can't believe that you're ours, You're just to good to be true, Can't get the ball off of you... Oh Steee-ven Gerr-aaard, da da da da da da Stevie G - Let It Be When we find ourselves in times of trouble Stevie G runs past me Playing the game with wisdom, Stevie G And in my home, the Spion Kop We watch him jog, right in front of me Spreading balls with wisdom, Stevie G Let it be, let it be, let it be, Stevie G The local lad turned hero, Stevie G And when the jubilant Kopite people All living in The Park agree That we all know the answer, Stevie G And although we may all be fooled, There is still a chance that we will see The footballing phenomenon, Stevie G Let it be, let it be, let it be, Stevie G Spreading balls with wisdom, Stevie G And when the night is cloudy There is still a man that we all see A young, committed Kopite, Stevie G Playing to the sound of music Stevie G runs past me Playing the game with wisdom, Stevie G Let it be, let it be, let it be, Stevie G For we all know the answer, his name is Stevie G |
|
|
|
#15 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
![]() Canını sıkan herkesle kavga etti. Hakarat edenlere uçan tekmeyle saldırdı. Haksızlığa dayanamadı, maçlardan atıldı. Ama ne olursa olsun, yeteneği ve futbol kabiliyetiyle her zaman ayakta alkışlandı. Rekorlara imza attığı ManU'da "KRAL" oldu ve başardıklarıyla da bir futbol efsanesi olmayı fazlasıyla hak etti. Éric Daniel Pierre Cantona 24 Mayıs 1966’da Marsilya’da dünyaya geldi. Fransa Milli Takımı’nın eski yıldızı 90’lara damgasını vuran bir isim. İngiltere şampiyonlukları yaşadığı Manchester United’ta profesyonel futbol kariyerini noktalayan Cantona, iki kez de Lig ve FA Kupası dublesi yapmayı başardı. Manchester United’ın günümüzdeki gücüne büyük katkılar yapan Cantona, ManU taraftarının oylarıyla 2001’de Manchester United’da “yüzyılın futbolcusu” seçildi ve Kral olarak anılıyor. Fransa Kariyeri Cantona'nın ilk profesyonel kulübü Auxerre oldu, 1983’de A Takıma yükselen Cantona daha çnce 2 yıl da genç takımda top koşturdu. 1984’de askerlik yapan Cantona 2 yıl futboldan uzak kaldı ve geri döndüğünde de 2. Lig takımlarından FC Martigues’e kiralık olarak verildi. 1986’da Auxerre’e transfer olan Cantona 1. Lig’de sergilediği performansla milli takım formasını giyerek bir Horoz olmayı başardı. 1988’de U21 ile Avrupa Şampiyonu olan Cantona bu başarısının ardından rekor bir bonservis bedeliyle Marsilya takımına transfer oldu. Bir çok maçta kendine hakim olamayan ve oldukça agresif bir isim olan Cantona, Torpedo Moskova ile oynanan bir hazırlık maçında yedeğe alınınca sinirinden formasını yırtarak fırlattı. Bu hareketinin karşılığını 1 ay ceza alarak ödeyen Cantona bu cezanın kısa süre ardından da ulusal kanalda milli takım teknik direktörüne hakaret ederek milli takımdan 1 yıl uzaklaştırıldı. Sinirli ve agresif bir adam kişilik olan Cantona önce Bordo’ya ardından da Montpellier’e kiralandı. Montpellier’de takım arkadaşlarından biriyle kavga eden futbolcu, 6 takım arkadaşının kovulmasını istemesiyle zor günler geçirdi ancak Laurent Blanc ve Carlos Valderrama gibi isimlerin verdiği destekle takımda kaldı ve ilerleyen dönemde takıma olan borcunu sergilediği performansla göstererek Fransa Kupası’nın kazanılmasını sağladı. Gösterdiği üstün yetenekler ve hızsı sayesinde Marsilya Cantona’yı takıma geri çağırdı. Marsilya’da da iyi futbola devam eden yıldız, Fransa Lig şampiyonluğunun kazanılmasında büyük pay sahibi olsa da sürekli olarak Başkan Bernard Tapie ile ters düşmesi sonucunda Nimes’e transfer oldu. Bir maçta verilen karara çok sinirlenerek hakeme top fırlatması sonucunda ise Fransa Futbol Federasyonu tarafından 1 ay sahalardan uzaklaştırıldı. Bu cezanın ardından yine sinirlerine hakim olamayan Cantona her bir federasyon üyesine tek tek ağır bir dille eleştirdi ve cezası da 2 aya çıkartıldı. Bu Cantona için bardağı taşıran son damla oldu ve Fransız yıldız 1991’de emekliye ayrıldığını açıkladı. Ancak Michel Platini gibi futbol ikonlarının baskısı sayesinde Cantona futbola geri döndü ve kariyerine de İngiltere’de devam etme kararı aldı. İngiltere Kariyeri Şubat 1992’de esasen Sheffield Wednesday için denemelere gelen Cantona Leeds United’a katıldı ve 1991-92’de de eski ligin kazanılmasındaki en önemli faktör oldu. Cantona lig şampiyonluğu dışında ilk senesinde Charity Shield maçında Liverpool karşısında elde edilen 4-3’lük zaferde yaptığı hat-trick ile iyice yıldızlaştı. Cantona bu başarılara rağmen 1992-93 sezonu tamamlanmadan Leeds’den ayrıldı ve takım yeni kurulan Premier League’i 17. sırada tamamladı. Kasım’da 1.2 milyon pound gibi ucuz sayılacak bir bedelle Manchester United’a geçen Cantona Leeds taraftarını da oldukça kızdırmayı başardı. ManU yılları United, Cantona’nın gelişine kadar oldukça dertli bir dönemden geçiyordu; gol atmakta sıkıntı yaşayan takımda Brian McClair hiç formda değildi ve yazın transfer edilen Dion Dublin’de ayağı kırıldığı için yoktu. Ancak Cantona beklenenden çok daha çabuk bir şekilde ManU’ya adapte oldu ve gelecek 2 yılda takım muhteşem bir performans sergiledi. Premier League’de şampiyon olan ManU 26 yıl aradan sonra zirvede yer almanın tadını çıkarttı ve 94’de gelen duble ile Cantona ile ManU’nun muhteşem uyumu iyice perçinlendi. 1994’de FA Kupası finalinde Chelsea karşısında alınan 4-0’lık zafere kaydettiği 2 golle büyük katkı yapan Cantona o sene PFA tarafından da “Yılın Futbolcusu” seçildi. Ancak 25 Ocak 1995’de yaşanan bir olay Cantona’nın önlenemez çıkışına büyük bir darbe vurdu. Crystal Palace ile deplasmanda yapılan maçta Palace defans oyuncusu Richard Shaw, Cantona’nın formasını çekti ve ceza almadı buna sinirlenen Cantona’da rakibine vurdu ve kırmızı kartla oyundan atıldı. Ancak esas olay bundan sonra yaşandı ve Cantona çıkış tüneline ilerlerken bir Palace taraftarının aşağılayıcı tepkilerine daha fazla dayanamadı ve şık bir “kung-fu” tarzı tekmeyle Palace taraftarı, Matthew Simmons’a tekmeyi yapıştırdı. Daha sonra düzenlenen basın toplantısında Cantona belkide hiçbir zaman unutulmayan en ünlü lafını söyledi, bir basın ordusu Cantona’nın konuşması için beklerken, O odaya geldi ve oturarak sakin bir şekilde tane tane, “Martılar, balıkçı teknesini takip ederken, sardalyelerin denize atılacaklarını düşünürler” dedi. Ve Cantona bu cümlesini tamamladıktan sonra oturduğu yerden kalktı ve basın toplantısını terk etti. Cantona ardından çıktığı mahkemede 2 haftalık hapis cezası aldı ve bunun karşılığında da 120 saat halk hizmeti ile cezalandırıldı. Futbol Birliği de bir sonraki Ekim’e kadar Cantona’yı futboldan men etti ve Premier League şampiyonluğu da Blackburn’ün oldu. Cezası sona erdikten sonra herkes Cantona’nın İngiltere’den ayılacağını düşündü ama Alex Ferguson kalması için ikna etti. Yeni sezonda ManU birçok önemli ismini satarken genç takımdan oyuncular A Takıma monte edildi. 1 Ekim’de Liverpool maçıyla geri dönen Cantona üzerinde muhteşem bir baskı oluşturuldu ama Fransız futbolcu önce Nicky Butt’a bir asist yaptı ve bir de penaltıdan gol kaydetti. 8 ay futboldan uzak kalan Cantona bir süre uyum sorunu yaşadı ama zamanla kendini toparlayan futbolcu takımının Newcastle’ın 12 puan arkasından gelerek ligi kazanmasını sağladı. Bir çok skandala imza atan ve inanılmaz goller kaydeden Cantona o sene Liverpool ile karşılaşacakları FA Kupası finalinden önce gazetecilere, “Biliyorsunu bu hayat, inişler ve çıkışlar var” dedi ve Manchester United dubleyi iki kez kazanan ilk takım oldu. Ryan Giggs, genç David Beckham, Paul Scholes ve Gary Neville ile birlikte büyük bir uyum içinde olan Cantona Avrupa’da da başarının gelmesini sağladı. Ancak Cantona’nın Fransa Plaf Futbolu Milli Takımı’na kaptan olup, henüz 30 yaşındayken futboldan ayrılmaya karar vermesi birçoklarına göre çok erken alınmış bir karar olarak kaldı. Cantona 2004 senesinde yaptığı bir açıklamada, “Bügün taraftarın hala adımı bağırması beni çok gururlandırıyor ama bir gün susarlarsa diye korkuyorum çünkü seviyorum. İnsan sevdiklerini kaybetmekten korkar” diyerek ManU’nun O’nun için ne kadar özel ve ayrı bir yeri olduğunu gösterdi. Cantona 2006 yılında ise Fergosun’dan sonraki isim olabileceğinin sinyallerini “ManU’ya sadece 1. adam olarak gelirim” diyerek verdi. |
|
|
|
#16 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
![]() Yıldızların altında köşesinde sırayı Formula 1'e sezon sonunda veda edeceğini açıklayan Michael Schumacher aldı.. Formula 1'de rekorları alt üst eden Alman efsanesi Schumi hakkında bilmek isteyeceğiniz her şey en ince detaylarıyla burada.. .::F1 DENİLİNCE SCHUMI - SCHUMI DENİLİNCE F1::. Michael Schumacher (3 Ocak 1969’de Hürth doğumlu) Alman pilotun memleketi Kerpen / Rheinland. 7 dünya şampiyonluğu ünvanı bulunan Schumacher, Formula 1 tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı sürücüdür. Michael’in kardeşi Ralf Schumacher de kendisi gibi pistlerde yarışıyor. .::Formula 1'e başlama tarihi 1991::. Kerpen’de; 1961 yılında bir Formula 1 yarışında hayatını kaybeden Wolfgang Graf Berghe anısına yaptırılan bir yarış pistinde (Kart pisti) bekçilik yapan bir babanın oğlu olması, Michael Schumacher’in motorsporlarıyla erken tanışmasına vesile oldu. Genç yaşında yarış hayatına Kart pistlerinde başlayan Michael, daha o yıllarda, sonradan Formula 1 pistlerinde fırtına gibi esecek olan Heinz-Harald Frentzen, Nick Heidfeld, Mika Häkkinen ve Mika Salo gibi isimlerle tanışma fırsatı buldu. Schumacher’in babası maddi olarak yeterince güçlü olmadığı için, Michael bir süre daha az masraflı olan ve yüksek teminat rakamları istenmeyen Lüxemburg Yarıs Lisansı'yla yarıştı. Michael Schumacher’in ilk sponsoru oyun/eğlence makinaları üreten Jürgen Dilk oldu. Bu sponsorluk sayesinde genç Kerpenli, 1984 ve 1985 yılında Alman Junior yarışlarını kazandı. İki yıl sonra Junior kategorisinde Dünya ikincisi oldu. Aynı yıl Almanya ve Avrupa Kart şampiyonluğunu elde etti. Schumacher’in profesyonel anlamdaki başarıları ve yükselişe geçmesi 1987’de Formula Kral kategorisinde yarışmaya başladıktan sonra geldi. 1988’de Formula Ford’da dünya ikincisi oldu. Bu başarısı sayesinde Formula 3’e terfi etti. Menajer Willi Weber, Joachim Winkelhock adlı yarışçısının Formula 1’e transfer olmasından sonra kendine yeni bir yetenek aramaktadır. 1989 yılında Formula 3’de Schumacher Heinz-Harald Frentzen ile aynı puanı alır ve onunla, şampiyonluğu elde eden Avusturyalı Karl Wendlinger’in ardından ikinciliği paylaştı. Schumacher 1990 yılında Mercedes-Junior-Team’den bir teklif aldı ve bunu kabul etti. Juniorları çalıştıran Jochen Neerpasch ve Formula 1 Veteranı Jochen Mass idi. Bu iki usat pilot gelecek vaad eden yarışçıları bulup parlatan kişilerdi. O dönemlerde Michael ve arkadaşları adı "Spor prototipler" olan 920 beygir gücündeki araçlara biniyorlardı. Bu o dönemlerdeki Formula 1 araçlarıyla hemen aynı güçte yarışmak demekti. O yüzden Schumacher, Frentzen ve Wendlinger gibi çaylaklar gerçi alt kategoride yarışıyordu ama Formula 1 motor gücü ve hız tecrübesine çoktan sahiptiler bile. Schumacher 1990 yılında Formula 3’te de Almanya şampiyonu olur. Aynı yıl uluslararası Macao yarışını da kazanır. Günden güne performansını ve başarılarını arttıran Schumacher Mercedes’de kısa sürede sevilen biri haline geldi ve bunun karşılığını da Silverstone’daki bir test sürüşünde ilk kez bir Formula 1 heyecanı yaşayarak fazlasıyla aldı. Yetkililer ona bir şans ayarlamak için gereken fırsatı yakalamışlardı. Jordan takımının esas pilotu Bertrand Gachot İngiliz bir taksiciye biber gazı sıkınca hapse atılmış ve onun yerine yarışacak biri gerekiyordu. 1991’de Schumacher, Gachot’un yerine piste çıktı. Daha önce hayatında hiç Formula 1 kategorisinde yarışmamış hatta antrenmanlara bile girmemiş olan Schumacher’e kefil olan menajeri Willi Weber, takım şefi Eddie Jordan’ı ikna etmeyi başardı. Jordan 2005 yılında verdiği bir röportajda, o dönem ilk tercihinin Schumacher olmadığını itiraf edecekti. Onun kafasındaki isim o dönem Stefan Johansson’dı. Schumacher sıralama turlarında yedinci olur ve herkesi şaşırtır. Ancak yarış günü starttan 500 metre sonra vites sorunu yaşayarak yarışa erken veda etti. .::Benetton yılları 1991 – 1995::. Bu ilk hüsranla biten yarıştan sonra ilk transferini gerçekleştiren Schumacher Benetton-Ford takımına geçer. Üç kez Nelson Piquet ile dünya şampiyonluğu yaşayan takımın ikinci pilot Roberto Moreno ile yaşadığı sorunlar ayuka çıkmıştır ve onun yerine yeni bir isim aranmaktadır. Antrenamn turlarında gösterdiği başarı Benetton-Ford yetkilileri için yeterli bir ölçüydü. Genç Michael Schumacher Jordan takımından transfer edildi. Schumacher ilk dünya şampiyonluğu puanlarını İtalya Monza pisti’nde elde etti. Yıllar sonra Benetton takımının yetkililerinden de ilginç bir itiraf gelecekti. O dönem genç Schumi’nin Jordan’dan transfer edilmesinde Bernie Ecclestone’un ricası ağır basmıştır. Aslında düşünülen ismi açıklanmayan ve şu an halen yarışan başka bir isimdir. Ne ilginçtir ki Michael Schumacher ikinci kez, 'aslında ilk tercih' olmamıştı. Michael Schumacher İtalya / Monza’da takım arkadaşı Piquet’i de geride bırakarak beşinci oldu. Portekiz Grand Prix’inde ise altıncı oldu ve o yıl dünya şampiyonasını 12.sırada bitirdi. Schumacher’in Formula 1 kariyerinde ilk podyuma çıkması 92 Meksika Grand Prix’i ile oldu ve başarılı bir yarış çıkaran Schumi üçüncülük kürsüsüne çıktı. 93 yılı Schumi ve takımı için pek verimli bir yıl olmaz. Gerçi Alman pilot ilk birincilik heyecanını bu yıl yaşar ama toplamda sadece bir yarış kazanır. 1993 yılının dünya şampiyonu aynı yıl yarışlara veda eden Williams ile Alain Prost oldu. .::İlk Dünya Şampiyonluğu 1994::. 1994 sezonunda bir çok köklü değişiklik Formula 1’e damgasını vurdu. Mesela ABS gibi elektronik yardımların kullanılmasına izin verildi, tank stoplar devreye girdi vb... Bu yeniliklere en hızlı uyum sağlayan ekip Benetton oldu. B194 model aracıyla (kalkık burun) alışılagelmişin dışında bir dizayn ile yola çıkan Benetton bunun karşılığını dünya şampiyonu olarak aldı. Schumacher tüm rakiplerini geride bırakarak o sezonu ilk kez dünya şampiyonluğunu tattı. Ne var ki aynı yıl (1994) ölümcül kazalarda tarihe kara bir leke olarak geçti. Roland Ratzenberger (Avusturya) ve Ayrton Senna hayatlarını kayebederek yarışseverleri yasa boğdular. .::İkinci Dünya Şampiyonluğu 1995::. 1995 sezonunda da en iyi hazır gözüken V10-Renault motoruyla Benetton idi. Schumacher bu sezona geçen yılki kadar iyi başlayamamıştı. Gerçi 95 sezonunun ilk yarışını kazandı ancak diğer iki yarış Hill’in oldu. Imola’da ağır bir kaza geçiren Schumacher şans eseri olayı hafif atlatır. Bu kaza onu adeta kamçılar ve sonrasında başarı grafiğini yükselterek art arda birinci gelerek o sezonu da dünya şampiyonu olarak tamamlar. .::Ferrari Dönemi 1996::. Ferrari’de Jean Todt’un başını çektiği yenilenme hareketinde danışman Niki Lauda yetenekli bir pilot arayışındaydı. Schumacher de iki yıl üst üste dünya şampiyonu olmuş ve kendisini kolay kolay kimsenin geçemeyeceğini herkese göstermişti. 1996’da Ferrari Michael Schumacher’e hatırı sayılır bir teklif yaptı. Bu teklifi tereddütsüz kabul eden Schumacher İngiliz ekip Benetton’dan İtalyan takımı Ferrari’ye geçti. Ki aslında o dönemde Ferrari ağır kalan V12-Motoruyla sorunlar yaşıyor ve teknik olarak diğer ekipler kadar iddialı değilken. Ferrari 1979’dan bu yana dünya şampiyonluğu kazanmamıştı. Bu mutluluğu en son Jody Scheckter ile yaşamışlardı. Alman Motorsport aktuell dergisinin bu transferin duyulmasından sonra attığı başlık ilginç, ilginç olduğu kadar da tarihe geçecek bir iddiaydı :“Schumi’miz artık bir daha şampiyon olamayacak mı?“ .::1996::. Yeni F-310 motoruyla yeni bir sayfa açan Ferrari sadece motorunu değil pilotunu da yenilemiş ve iddialı duruma gelmişti. Tüm gözler Schumacher ve Ferrari’nin üzerindeydi. Ancak ne teknik ekip istediği motor kalitesini yakalayabilmiş ne de Schumi İtalya’nın spaghetti’sine alışabilmişti. Ferrari teknik bir arıza sebebiyle Magny-Cours’da daha Pole-Position’da yarışa veda ederken, Michael de Monaco’da aracı duvara tosladı. Schumacher O yıl Spa ve Monza’yı kazansa da 1996 sezonu vasatın üzerinde geçmeyecektir. Damon Hill dünya şampiyonu olurken çaylak Jacques Villeneuve ikinci ve Schumi de ancak ücüncü olabildi. Buna rağmen bu Ferrari’nin 13 yıldır en iyi derecesiydi. .::1997::. 1997 Schumacher Ferrari yetkililerinden ilginç bir şey istedi. Schumi: "Ferrari’den kimseyi göndermeyin ama mutlaka Benetton takımının beyni sayılan yarış mühendisi Ross Brawn ve konstrüktör Rory Byrne’ı transfer edin." Ferrari yöneticileri bu isteği hemen yerine getirdi. O yıl üst üste birinciliklere imza atan ve Japonya’da takım arkadaşı Eddie Irvine’ın yardımıyla (pisti çok iyi tanıyordu) adeta sezonu şovla kapatan Schumi oldu. .::1998::. 1998 yılı yine köklü değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. Arabaların 180 cm’den daha geniş olması yasaktı. McLaren-Mercedes ve Bridgestone bu yeniliklere en iyi ayak uyduranlar oldu. Mika Häkkinen de performansıyla parmak ısırtan isimler arasındaydı. Schumacher ancak sezonun üçüncü yarışından sonra yeni kurallarla barışıp Buenos Aires’de bu yarışta ben de varım dedi. Ancak Häkkinen O yıl geçilecek gibi değildi. Schumacher 1998’de altı yarış kazansa da bu ona yetmedi ve dünya şampiyonluğunu Mika Häkkinen’e kaptırdı. .::1999::. 1999 yılında McLaren-Mercedes’in yakaladığı teknoloji üstünlüğü yakalanmaya çalışıldıysa da ne Ferrari’nin teknik gücü ne de Schumi’nin müthiş pilotaj yeteneği buna yeterli olmadı. Schumacher Imola ve Monaco’yu kazandı ancak dünya şampiyonu Häkkinen de boş durmuyor ve o da üç yarış kazanarak Alman pilotu yine zorluyordu. Silverstone Grand Prix’i öncesinde Schumacher sekiz puan Häkkinen’in gerisindeydi. Ne varki Schumacher beklenildiği gibi heyecanlı bir yarış çıkaramadı ve start verildikten saniyeler sonra 107 km/h ile tekerlek bariyerine geçirdi ve havlu attı. Schmuacher sağ baldırından bir yırtıkla ayrıldı ve altı hafta pistlerden uzak kaldı. Sepang (Malezya) yarışıyla pislere geri döndü ama artık her şey için çok geçti. Häkkinen emin adımlarla ilerlemiş ve ikinci kez dünya şampiyonluğu ipini en önde göğüslemişti. .::Üçüncü Dünya Şampiyonluğu 2000::. Üst üste iki yıl dünya şampiyonluğunun kaybedilmesi Ferrari’de radikal bir değişikliğe neden oldu. İtalyan markası yoluna Bridgestone ile devam etme kararı aldı. Japon lastik üreticisi 2000 sezonu itibarıyla artık lastiklerini sadece dünya şampiyonu İngiliz takımı McLaren ile değil aynı zamanda İtalyanlarla da paylaşıyordu. 1999’da eşit güçte gözüken Ferrari ile McLaren arasındaki tek fark olan lastikler de eşitlenmişti. Schumacher o yıl daha bir başka yarıştı. Häkkinen ilk üç yarışta Pole pozisyonları alsa da üç yarışı da Schumi kazanmasını bildi. Sezon ortasında McLaren David Coulthard ile bir kaç yarış kazanıp karşılık vermeye çalışsa da Schumacher Monza’da kariyerinin 41. zaferine imza atarak rakiplerini geride bıraktı ve o yarıştan sonra düzenlenen basın toplantısında Senna’nın rekorunu da kırdığı hatırlatılınca göz yaşlarına boğuldu. Monza ona doping olmuştu adeta ardından gelen Indianapolis, Suzuka ve Malezya Grand Prix’lerini de kazanarak bir kez daha (üçüncü kez) dünya şampiyonluğunu ilan etti. .:[IMG]http://www.************/images/smilies/biggrin.gif[/IMG]ördüncü Dünya Şampiyonluğu 2001::. 2000 sezonu nasıl bittiyse 2001 sezonu da öyle başladı. Michael Schumacher ve Ferrari deyim yerindeyse durdurulamıyordu. BMW-Williams takımı biraz yatırımla güçlenmiş ve Michael’in kardeşini alarak Ferrari’ye rakip olmaya çalıştı. Michael ve Ralf Schumacher duellosu sadece Almanya’da değil tüm dünyada çok konuşuldu ve raitnglere de yansıdı. Ferrari-Pilotu sezonu beş zaferle kapatarak dördüncü dünya şampiyonluğpunu ilan etti. Bunu yaparken Belçika Grand Prix’inde Alain Prost’un 51 zaferlik rekorunu egale etti. Japonya GP’siyle de kırdı. .::Beşinci Dünya Şampiyonluğu 2002::. 2002 yılında Ferrari’de dubleler göze çarptı. Schumacher’in yanı sıra takım arkadaşı Brezilyalı Barrichello da formunun zirvesindeydi. Süper yarışan Brezilyalı ve Alman pilot sürekli ilk iki sırayı paylaşınca peş peşe gelen dubleler Schumacher’e o sezon da bir dünya şampiyonluğu getirmişti. Beşinci kez dünya şampiyonluğunu ilan eden Schumi böylelikle bunu daha önce başaran Juan Manuel Fangio’nun rekorunu egale etmiş oldu. .::Altıncı Dünya Şampiyonluğu 2003::. Puanlama sisteminin değiştirilmesi ve start pozisyonunda değiştirilen kurallar Formula 1 heyecanına başka bir boyut kazandırdı. Michael bu kez Kimi Räikkönen ve Juan Pablo Montoya ile mücadele ederken zorlanıyordu, bu bariz görülüyordu. Ama yine de tüm sezon en çok yarış kazanan ve rakiplerini bir bir geride bırakan isim Alman pilot oluyordu. Michael Schumacher için 12 Ekim 2003 tarihinin ayrı bir önemi vardır. Suzuka (Japonya) GP’sini birinci tamamlayan Schumi adını Formula 1 tarihine altın harflerle yazdırdı ve gelmiş geçmiş en çok dünya şampiyonu olan pilot oldu. .::Yedinci Dünya Şampiyonluğu 2004::. 2004 sezonu Michael Schumacher için 7 Mart’da Melbourne’da (Avustralya) bir zaferle başladı. O birinci Barichello ikinci oldu ve yine sezona duble ile start verdiler. Belçika’da ise Ferrari’nin tarihindeki 700. Grand Prix’inde yarışma şerefine de nail olan Schumacher 2004’ü de beklenildiği gibi şampiyon olarak tamamladı ve adını yedinci kez en tepeye yazdırdı. Michael Schumacher 2004 sezonunda 18 yarışın 13’ünü birinci bitirdi. 19 Kasım 2004 yılında Alman Televizyon seyircileri tarafından “yüzyılın sporcusu“ seçildi. 19 Aralık 2004 yılında Schumacher, ikinci kez (ilki 1995) Almanya’da “yılın sporcusu“ seçildi. .::2005::. 2005 sezonu rekabet açısından Schumacher’in en çok zorlandığı yıl oldu. Sadece pilotlar klasmanında değil bu rekabet 2005 yılında lastiklerde de yaşandı. Yeni kurallara göre bir lastik tüm bir yarış boyunca sağlam durabilmeliydi. Bu da beraberinde yüzlerce testin yapılması, zaman ve emek harcanması anlamına geliyordu. Pilotların kişisel tercihleri (setlik ve yumuşaklık) pistlerin kayganlığıyla harmanlanması gerekiyordu. İşte bunu en iyi yapan artık daha fazla söz sahibi olacaktı, işte bu şekilde yeni bir rekabet baş göstermişti. Sadece Schumi için değil tüm markalar ve pilotlar için hızlı bir değişim başlamıştı. 2005 yılına damgasını vuracak isim bu kez İspanyol pilot Fernando Alonso oluyordu. Bu ünvan ile aynı zamanda Formula 1 tarihinin “en genç dünya şampiyonu“ ünvanını da kazanmış oluyordu. İspanyol basını Alonso için “Schumacher Efsanesini durduran adam“ dedi. .::2006 ?::. 24 yaşında En Genç Formula 1 şampiyonu unvanı kazanan Fernando Alonso'nun arkasında kalması beklenen ancak Ferrari'nin yeniden yapılanma süreci ve Schumi'nin de tecrübesi eklenince bu varsayımın tamamen yanlış olduğunu herkese gösteren Schumi 2006 sezonunun tamamlanmasına 3 GP kala Ferrari'nin evi İtalya GP'sinde zafere uzanarak takımını Markalar Klasmanında Renault'nun 3 puan önüne taşıdı ve Fernando Alonso ile arasındaki farkı da 2 puana kadar indirerek şampiyonanın bütün heyecanının adeta yeniden başlamasını sağladı !.. .::RAKAMLARLA SCHUMI::. İşte rakamlarla bir efsane: 7 dünya şampiyonluğu (1994, 1995, 2000, 2001, 2002, 2003, 2004) 90 kariyer zaferi 68 'pole pozisyonu' Bir sezon içinde en çok birincilik (2004 yılı:13 kez) En uzun süre şampiyonluk ünvanını koruma: 4 yıl, 11 ay, 17 gün (8 Ekim 2000-25 Eylül 2005) .::SCHUMI'NIN EN'LERİ::. -1992 Belçika'da taktiksel dehasını gösterdi ve ilk ıslak zemin zaferine ulaştı. Mükemmel bir zamanlamayla pite gelerek değiştirdiği lastikleriyle tüm rakiplerini geride bıraktı. -1995 Belçika'da 16. sırada başladığı yarışı, ıslak zeminde gösterdiği akıl almaz performansla birinci bitirdi. Bu muhteşem performansı rakibi Damon Hill'i riske soktuğu için aldığı bir yarışlık cezayle gölgelendi. -Kendi seyircisi önünde Benetton Takımı'yla çıktıpı son Avrupa Yarışı olan Nuerburgring'de rakibi Jean Alesi'yi yarışın başından sonuna kadar iki kez geçti. -1996 İspanya'da Ferrari'yle ilk zaferine ulaştı. Hava gene yağışlıydı ve ikinciliği alan Alesi'ye 45 saniye fark attı. -1998 Macaristan'da imkansızı başardı. Üç pitstop yapmasına karşın akıl almaz bir performansla damalı bayrağı ilk gören isim oldu. -2000 Japonya'da muhteşem bir pitstop stratejisiyle Mika Hakkinen'i geride bıraktı ve Ferrari'ye 21 yıl aradan sonra şampiyonluğu getirdi. Sadece iyi değil, az da olsa bazı kötü performansları da oldu Schumi'nin.. -1994 Avustralya'da rakibi Damon Hill'le elde ettikleri sonuçlar silindi. 81 turluk yarışın 31. turunda karıştıkları olay başlarına bu işi açtı. -1997 Avrupa Grand Prix'inde Jacques Villeneuve'un üzerine aracını kırınca, sezon boyunca aldığı tüm puanlar silindi. Villeneuve sezonu şampiyon kapadı. -2002 Avusturya F1 için kara bir gündü. Yarışı başından sonuna domine eden Ferrari pilotu Rubens Barrichello, son virajda yavaşladı ve takım arkadaşının yarışı kazanmasına izin verdi. Kötü olduğu kadar, iyi biten olaylar da oldu.. -2006 Monaco Yarışı'nda sıralama turlarında rakiplerini engellediği belirlenen Schumi ceza aldı. 'Pole pozisyonu'nu elde etmesine karşın yarışa geriden başlayan Schumi, finişi beşinci görmeyi başardı. Ayrıca yarışın en hızlı turuna da imza attı. |
|
|
|
#17 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
![]() 2 yaşında tenis topuyla tanıştı, 4 yaşında ilk turnuvasına katıldı. Gelmiş geçmiş en genç grand slam raketi oldu. Sonu gelmeyen sakatlıklar 209 hafta süren 1 numara koltuğunun sonu oldu. Oxford’da hukuk okudu, En seksi 100 kadın arasında yer aldı ve kortlara geri dönüp gözünü zirveye dikti.. Tüm zamanların en yetenekli raketlerinden biri; Martina Hingis'in hikayesi.. .::Kısaca Bayan İsviçre::. Martina Hingis 30 Eylül 1980’de şimdi Slovakya olan zamanın Çekoslavakyası, Kosice’de doğdu.. Dünya’nın eski 1 numarası olan Hingis İsviçre vatandaşı.. 5 kez Grand slam kazanan Hingis’in koleksiyonunda 3 Avustralya Açık, 1 Wimbledon ve 1 de A.B.D Açık kupaları bulunuyor.. Hingis ayrıca 9 çiftler grand slam kupası kazandı ve 1998’de sezonun 4 grand slam çiftler kupasını birden evine götürdü.. Sakatlanıp kortlara veda edene kadar bir çok “gelmiş geçmiş en genç” başlığı altında rekor kıran Hingis iki bileğinden de ameliyat olarak henüz 22 yaşındayken profesyonel tenise veda etmek zorunda kaldı.. Bir çok ameliyat ve uzun süren tedavi sürecinin ardından İsviçreli güzel 29 Kasım 2005’de 25 yaşındayken WTA’e geri döneceğini açıkladı ve profesyonel olarak kortlarda ilk kez ufak çaplı bir turnuva olan Avustralya Gold Coast’da 2 Ocak 2006’da geri döndü.. Martina’nın geri dönüşünde sırayı özel davetiyeyle katıldığı sezonun ilk grand slam’i olan Avustralya Açık aldı.. Martina Avustralya Açık’da nasıl bir raket olduğu önemli tekler maçları kazanıp, çeyrek finale kadar yükselerek ve Mahesh Bhupathi ile birlikte karışık çiftler kupasını kazanarak gösterdi.. .::Çocukluk Dönemi ve Erken Yıllar::. ![]() Annesi bir Çek olan Melanie Molitorová ve babası bir Slovak olan Karoly Hingis’in çocuğu olan Martina Hingis ailesinden gelen tenis genleriyle büyüdü.. Annesi Çekoslavakya’da 10 numaraya kadar yükselmiş olan Hingis’in babası ise Kosice’de yıllarca antrenör olarak bir çok raketle çalıştı.. Kızlarına Martina Navrátilová’dan esinlenerek “Martina” (Martina Hingisova – Molitotova) adını veren anne - baba Hingis henüs küçük bir çocukken boşandı.. Annesi Melanie Molitorová ile birlikte yaşamaya başlayan Martina ilk önce kısa bir süreliğine Moravia’da ikamet etti ve ardından da ailecek İsviçre’ye yerleştiler.. Hingis topa vurmaya evin içinde henüz 2 yaşındayken başladı.. İlk turnuvasına ise henüz 4 yaşındayken katıldı.. 1993’de ise ne kadar yetenekli bir raket olduğunun ilk kanıtı geldi; Hingis 12 yaşındayken katıldığı Fransa Açık’da bir grand slam gençler turnuvasında oynayan ve kazanan en genç raket oldu.. 1994’de ise Fransa Açık unvanını geri kazandı, Wimbledon’da kupası aldı ve Dünya’nın 1 numaralı genç raketi oldu.. Hingis, 1994 Ekim’de ise 14. doğum gününden 2 hafta sonra profesyonel tur’da kortlara adımını attı.. 1995’de ise bir grand slam turnuvasında maç kazanan tarihteki en genç raket oldu ve Avustralya Açık’da 2. tura yükseldi.. Kortlarda “Bayan İsviçre” “Swiss Miss” takma adını alan Hingis’e tenis maçları ve özellikle grand slam’lerin önemli yorumcularından Mary Carillo tarafından zaman zaman korkutucu olan gülümsemesi sebebiyle “The Chuckster” takma adı takıldı.. Cesur oyunu ve karşısındakine her zaman meydan okuyan tavrıyla kısa sürede koltukları dolduranların maç izlemesi için kortlara gelmesine sebep olmaya başlayan Hingis özellikle filede verdiği kararlar ve vuruş tercihiyle kısa süre içerisinde büyük işlere imza atacağının sinyallerini verdi.. Zeki tavırları, basınla iyi geçinmesi ve verdiği akıl dolu yanıtlar Hingis’i yeteneğinin de yardımıyla kortların en çok sevilen ve beğenilen raketleri arasına sokmayı başardı.. |
|
|
|
#18 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
![]() Güzelliğiyle de göz kamaştıran Hingis A.B.D’nin ünlü magazin dergilerinden FHM tarafından 2 kez “En Seksi 100 Kadın” listesine sokuldu.. Hingis aynı zamanda şampiyonada çiftlerde birlikte takım olduğu ve 2 kez grand slam kupası kaldırdığı tüm zamanların en parıltılı raketlerinden Anna Kournikova ile olan partnerliği sayesinde de “Kortların Baharat Kızları” lakabını aldı.. .::Grand Slam Başarısı::. Hingis 1996’da henüz 15 yaşından 9 ay almışken en genç Wimbledon şampiyonu oldu.. Çiftlerde Helena Suková ile takım olan Hingis 1996 Wimbledon’da kupasını kaldırarak kortlarda da yeni bir tarih yazmayı başardı.. Hingis’in ilk profesyonel kupasını ise aynı yıl Filderstadt, Almanya’da kazandı.. 1996 A.B.D Açık’da yarı finale yükseldi ve sezon sonunda yapılan WTA Tur Şampiyonası’nda 5 set sonunda efsane raketlerden Steffi Graf’a mağlup oldu.. Hingis 1997 Ocak’da ise 20. yüzyılın en genç grand slam tekler şampiyonu oldu.. Bayan İsviçre 16 yaşından 3 ay aldığında Avustralya Açık’ı kazanarak yeni bir tarih yazdı.. Hingis aynı sene Mart ayında ise gelmiş geçmiş en genç 1 numara olarak sıralamadaki yerini aldı.. Temmuz ayında ise 1887’de kupayı kaldıran Lottie Dod’dan beri Wimbledon’da tekler şampiyonu olan en genç raket oldu.. A.B.D Açık finalinde parlayan yıldızlardan Venus Williams’ı devirerek kupanın sahibi oldu.. Hingis’in o sene kazanamadığı tek tekler grand slam kupası ise Fransa Açık oldu.. Hingis, Fransa Açık finalinde Iva Majoli’ye yenildi.. 1998’de Hingis sezonun bütün çiftler grand slam kupalarını kazandı; Avustralya Açık’ı Mirjana Lucic ile birlikte ve diğerlerini ise Jana Novotná eşliğinde.. Hingis böylece hem teklerde hem de çiftlerde 1 numara koltuğuna aynı anda oturan 3. raket oldu.. Avustralya Açık finalinde hiç sert kaybetmeden Conchita Martínez’i devirerek Avustralya Açık unvanını korudu.. A.B.D Açık finalinde ise ev sahibi Lindsay Davenport’a mağlup oldu.. Davenport böylece tam 80 hafta 1 numara koltuğunda oturan Hingis’i yerinden etti.. Ancak Hingis yılı WTA Tur Şampiyonası’nda Davenport’u devirerek tamamladı.. 1999’da tenis severler Hingis’in peş peşe 3. Avustralya Açık tekler kupasını ve yanında da çiftler kupasını kaldırışını izledi.. Hingis o sene çiftlerde partneri Anna Kournikova ile kupaya uzandı.. Hingis ardından Fransa Açık’da finale yükseldi ve 2. sette zafere 3 sayı kalmışken Steffi Graf’a 4-6, 7-5 ve 6-2 yenilmekten kurtulamadı.. Hingis A.B.D Açık’da ise yine finale yükselmeyi başardı ve burada Serena Williams’a mağlup oldu.. Hingis o sezon tam 7 tekler kupası kaldırdı ve yeniden 1 numaraya oturdu.. |
|
|
|
#19 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
.::Sakatlıklar ve Kortların Büyük Kaybı::. Hingis'in Avustralya Açık’da 3 yıl süren hükümdarlığı 2000 finalinde Lindsay Davenport’a 6-1 ve 7-5 ile mağlup olmasıyla son buldu.. O sene grand slam kazanamayan Bayan İsviçre 9 WTA kupası ve WTA tur Şampiyonası’nın kazanarak 1 numarada yer almayı başardı.. ![]() Hingis 2001’de peş peşe 5. kez Avustralya Açık finaline yükseldi ancak final maçını Jennifer Capriati’ye 6-4 ve 6-3 ile kaybetti.. O sezonun başında antrenörü olan annesi Melanie ile yollunu ayırdı ve sağ bileğinden 2001 Ekim’inde bıçak altına yattı.. ![]() 2002’de sakatlıktan kurtulan Hingis Avustralya Açık çiftler kupasını kaldırdı.. Hingis’in 2002 Avustralya Açık’daki partneri yine Kournikova oldu.. Hingis yine tekler fineline yükseldi ve bu peş peşe 6. kez Avustralya Açık’da final oynaması anlamını taşıdı.. Hingis finalde yine Capriati ile karşılaştı ve 4-0 öne olduğu maçı 4-6, 7-6 ve 6-2 kaybetti.. Mayıs 2002’de Hingis’in bir kez daha ameliyat olması gerekti ancak bu sefer sol bileğinden.. Bu ameliyatın ardından bir türlü eski formunu yakalayamadığını belirten Hingis’in doktorları ise Bayan İsviçre’nin maç yapabilecek durumda olduğunu ancak bu sorunun sakatlığın yanı sıra bozulan psikolojisinin etkisi olduğunu söyledi.. Hingis 2003’de bileğinde ve bağlarında devam eden problemler ve tedavi sürecinin bir türlü sona ermemesiyle birlikte henüz 22 yaşındayken kortlara veda ettiğini açıkladı.. Hingis o güne kadar kariyeri boyunca 40 tekler kupası kaldırdı ve 36 kez çiftlerde mutlu sona ulaştı.. Hingis Dünya’nın 1 numarası unvanını toplamda 209 hafta elinde tuttu.. 2005’de Hingis kortlarda yer almamasına rağmen o güne kadar yakaladığı erişilmesi güç başarılar sayesinde TENNIS Magazine tarafından Tenis Çağı’nın en başarılı 40 raketi arasında gösterildi.. 2005 Şubat’da Hingis başarısızlıkla sonuçlanan bir geri dönüş yaptı ve Tayland, Pattaya’da korta çıktı.. Hingis Pattaya’da ilk turda maç sürecinde başlayan ağrıları sebebiyle Alman Marlene Weingartner’e yenilmekten kurtulamadı.. Hingis bu geri dönüş denemesinin bir hata olduğunu ve kesinlikle bir daha geri dönüş planı olmadığını ağrılar içindeyken açıkladı.. |
|
|
|
#20 (permalink) |
|
Ziyaretçi
Mesajlar: n/a
|
.::HOŞ GELDİN "BAYAN İSVİÇRE"::. ![]() Bu arada gözlerden uzak bir şekilde Oxford’da 2 yıllık Hukuk eğitimi alan Hingis diplomasını aldı ve Temmuz 2005’de yeniden ortaya çıktı.. Dünya Tenis Takımı’nda tekler ve çiftler maçı yapan Hingis teklerde dünya sıralamasında ilk 100’de yer alan iki raketi devirdi ve ardından da 7 Temmuz’da isim annesi Martina Navrátilová ile çıktığı maçı kazanarak hayranlarına keyifli anlar yaşattı.. Aradan uzun bir süre geçmemiştiki dedikodulara son noktayı Bayan İsviçre koydu ve 29 Kasım’da WTA Tur ve profesyonel tenise geri döndüğünü açıkladı.. Flaşlar patladı ve dünya çapındaki spor basını uzun süredir beklediği haberi sonunda aldı; manşetler değişti, kariyerinin üstün dönemleri ve büyük başarıları büyük puntolarla tanımayanlarda duyuruldu.. Haberlerin bazıları “Değişen sisteme, güçlenen raketlere karşı koyabilir mi?” şeklinde olurken bir kısmı ise “Neler yaptığını biliyoruz ve neler yapabileceğini de biliyoruz. Hoş geldin” şeklinde oldu.. ![]() İlk WTA turnuvasına Mondial Avustralya Bayanlar’da sert zemin üzerinde çıktı.. Burada yarı finale yükselen Hingis 23 numarada yer alan Flavia Pennetta’ya mağlup oldu.. Hemen ardından da Uluslararası Sydney’de korta çıkan Hingis ilk turda Belçikalı modern zamanın güçlü raketlerinden Justine Henin Hardenne’e yenildi. Hingis WTA sıralamasında alışık olmadığı bir yerden 349. sıradan başlamak zorunda kalmıştı.. Hingis’in dönmesi ve ilk maçlarında ortaya koyduğu gelecek vadeden performans hayranlarını ve rakiplerini mutlu ederken çok sevdiği ve sevildiği Avustralya Açık’dan gelen bir daveti kabul etti ve yılın ilk grand slam’inde geri dönüşünün ardından ilk Grand slam’inde mücadele etmek için Melbourne’e uçtu.. Avustralya Açık’da çeyrek finale yükselme başarısı göstererek beklentilere kısa sürede cevap vermeyi başaran Hingis, Vera Zvonareva, Emma Laine, Iveta Benešová ve Samantha Stosur’u devirdi.. Çeyrek finalde ise 2 numaralı seri başı Kim Clijsters’dan 1 set aldı ancak maçı 2-1 kaybetti.. Hingis çok önemli bir başarıya geri döndükten sonra katıldığı ilk grand slam olan Avustralya Açık’da ulaştı; Karışık Çiftlerde takım arkadaşı Hindistanlı Mahesh Bhupathi ile birlikte kupaya uzandı.. ![]() Devam eden turnuvalarda başarılar gelmeye devam etti.. Maria Sharapova ve Lindsay Davenport gibi rakipleri devirmeyi başaran Hingis 3 Nisan 2006 itibariyle 25. sıraya kadar yükselmeyi başardı ve gözünün yeniden zirvede olduğunu, modern dönem raketleri karşısında onların kurallarına ve performanslarına karşılık vererek kanıtladı.. Hingis’in geri döndükten sonra söylediği en anlamlı ve laflardan biri "İki Williams vardı, Davenport vardı ama şimdi bakıyorum da bütün bir Rus ordusu karşımda".. 1994'de profesyonel olan Hingis, yılın belli dönemlerinde İsviçre'nin kuzey doğusundaki Trubbach'da ya da A.B.D'lerinde Florida'da yaşıyor.. Hingis 10 yılı aşan profesyonel kariyerinde araya giren sakatlık sebebiyle kortlardan 3 yıl uzak kalmasına rağmen bugüne kadar kazandığı, 19 milyon Amerikan Doları'nı aşan geliriyle parmak ısırtıyor.. 1.71'lik Hingis'in profesyonel kariyerinde 1994'den 2002'ye kadar kazandığı başarılar; |
|
![]() |
| Şu Anda Konuyu İnceleyen Aktif Kullanıcılar: 1 (0 üye ve 1 misafir) | |
| Konu Araçları | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Canavarlar ve Hikayeleri | Squibb | Silkroad Online | 3 | 01.09.2008 21:33 |
| İlginç Ölüm Hikayeleri | epsilon_1109 | Geyik | 1 | 03.04.2007 18:33 |
| Mobların Hikayeleri | Shadowboys | Silkroad Online | 0 | 24.02.2007 16:43 |
| İstanbul Hikayeleri(+16)Korku | terminatör | Oyunlar ve Oyun Yamaları | 6 | 10.02.2007 15:57 |